<?xml version="1.0" encoding="UTF-8" ?>
<rss version="2.0" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/">
<channel>
	<title>mektuplarim</title>
	<link>http://mektuplarim.azbuz.com</link>
	<description>mektuplarim</description>
	<language>tr</language>
	<docs>http://blogs.law.harvard.edu/tech/rss</docs>
	<lastBuildDate>22 Jul 2006 15:12:08 GMT</lastBuildDate> 
<image>
  <title>mektuplarim</title> 
  <link>http://mektuplarim.azbuz.com</link> 
  <url>http://s.azbuz.com/images/RSSlogo.gif</url> 
  <width>117</width> 
  <height>35</height>
  </image>
	
	
	
	<item>
	  <dc:creator>yasinyilmaz (yasin yılmaz)</dc:creator>
		<title>&#304;yi bayramlar.</title>
		<category>Blog</category>
		<link>http://mektuplarim.azbuz.com/readArticle.jsp?objectID=5000000009164356</link>
		<description><![CDATA[
		<img src="http://www.azbuz.com/images/rssblank.gif" alt="" border="0"/>
		<table border="0" cellpadding="0" cellspacing="0">
    	<tr>
        	<td><img src="http://s.azbuz.com/uploads/images/91/64/5000000009164356.gif" align='right' border='0'> <p>....</p> 
            </td>
      	</tr>
 	]]> </description>
		<pubDate>29 Sep 2008 05:54:06 GMT</pubDate>
		<guid>http://mektuplarim.azbuz.com/readArticle.jsp?objectID=5000000009164356</guid>
	</item>
	
	<item>
	  <dc:creator>www FiLmSunar Tr Cx</dc:creator>
		<title>Kadir Gecesi </title>
		<category>Blog</category>
		<link>http://mektuplarim.azbuz.com/readArticle.jsp?objectID=5000000009128178</link>
		<description><![CDATA[
		<img src="http://www.azbuz.com/images/rssblank.gif" alt="" border="0"/>
		<table border="0" cellpadding="0" cellspacing="0">
    	<tr>
        	<td> <h3><a href="http://ismailcelikpence.blogspot.com/2007/11/kadir-gecesi.html" target="_blank" class="pageLinks">Kadir Gecesi</a></h3><div>&nbsp;</div><div><a href="http://bp1.blogger.com/_skGrsZOVxbM/RyxBvYVCseI/AAAAAAAAABk/Y3KEsQTQM8Y/s1600-h/ayasofya25.jpg" target="_blank" class="pageLinks"><img src='http://bp1.blogger.com/_skGrsZOVxbM/RyxBvYVCseI/AAAAAAAAABk/Y3KEsQTQM8Y/s400/ayasofya25.jpg' alt=''  style='display: block; margin: 0px auto 10px; cursor: hand; text-align: center' /></a></div><div>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; <a href="http://www.osmanlisanati.azbuz.com/" target="_blank" class="pageLinks"><b><span style="color: #0000ff">wWw.OsmanLiSanati.Azbuz.Com</span></b></a><b><span style="color: #0000ff"> T&uuml;m iSLam ALeminin Kadir Gecesini KutLar</span></b></div><div>&nbsp;</div><div><b><span style="color: #ff0000">8 Ekim 2007 Pazartesi&rsquo;yi Salı&rsquo;ya bağlayan gece Kadir gecesidir. Başka bir ifade ile Ramazan&rsquo;ın yirmi altısını yirmi yedisine bağlayan gece Kadir gecesidir.<br>Kur&rsquo;&acirc;n&rsquo;ı Kerim de adı ge&ccedil;en tek ay Ramazan ayı, tek gecede Kadir gecesidir. Kadir gecesine ait &ouml;zel bir sure indirilmiştir. Bu surede ş&ouml;yle beyan ediliyor:<br>&ldquo;Biz Kur&rsquo;&acirc;n&rsquo;ı Kadir gecesinde indirdik. Kadir gecesinin ne olduğunu sen bilir misin? Kadir gecesi: Bin aydan daha hayırlıdır. O gecede, Rab&rsquo;lerinin izniyle melekler ve Cebrail, her t&uuml;rl&uuml; iş i&ccedil;in inerde iner. O gece, tan yeri ağarıncaya kadar tam bir esenliktir.&rdquo; Bu gecede M&uuml;sl&uuml;manlara bir fırsat verilmiştir. Bir gecede bin aydan daha fazla sevap kazanma imk&acirc;nı sağlanmıştır. Bu gecede sadece Cebrail değil, sayılarını ancak Allah&rsquo;ın bildiği melekler topluluğu yery&uuml;z&uuml;n&uuml; şenlendirir. D&uuml;nya onlara dar gelir. Bu gece takdir gecesidir. Bir yıl i&ccedil;inde olacak olan hadiselerin programı meleklere bildirilir. İnsanlığı kurtuluşa &ccedil;ağıran, karanlık yolları aydınlatan Kur&rsquo;&acirc;n&rsquo;ı Kerim, bu gecede indirilmiş; daha sonra ayet ayet ve sureler halinde vahiy yoluyla peygamberimize sunulmuştur. Yirmi &uuml;&ccedil; seneye yaklaşan bir zamanda indirilen Kur&rsquo;&acirc;n&rsquo;ı Kerim, sayıları kırk civarındaki vahiy k&acirc;tipleri tarafından hem ezberleniyor hem de yazılıyordu. Peygamberimiz, Kur&rsquo;&acirc;n&rsquo;ın ayetleri ile kendi s&ouml;zlerinin karışmaması i&ccedil;in kendi s&ouml;zlerinin yazılmasına izin vermiyordu. Her sene Ramazan ayında Cebrail peygamberimize gelerek indirilen ayetleri okuyor, peygamberimiz dinliyor; peygamberimiz okuyor Cebrail dinliyordu. Buna karşılıklı okuma ve dinleme anlamına gelen mukabele denilmiştir. Bu g&uuml;zel &acirc;det Ramazan ayında zamanımızda da devam etmektedir. Peygamberin vefatından sonra halife se&ccedil;ilen Hz. Ebubekir d&ouml;neminde Kur&rsquo;&acirc;n&rsquo;ı Kerim kitap haline getirilmiş, halife Hz. Osman zamanında &ccedil;oğaltılarak değişik İslam beldelerine g&ouml;nderilmiştir. O Kur&rsquo;&acirc;n&rsquo;ı Kerimlerden biri, Hz. Osman&rsquo;ın okurken şehit edildiği ve kanlarının &uuml;zerine aktığı kitap İstanbul Topkapı sarayındadır. Bug&uuml;n M&uuml;sl&uuml;manların elindeki Kuranlar bu &ccedil;oğaltılan kitaplardan istifade edilerek yazılmıştır. Kur&rsquo;&acirc;n&rsquo;ı Kerim hi&ccedil;bir harfi değişmeden zamanımıza kadar gelmiştir. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; Allah tarafından teminat altına alınmış ve sigortalanmıştır. Kur&rsquo;&acirc;n&rsquo;ı Kerimde buyruluyor:&ldquo;Kur&rsquo;&acirc;n&rsquo;ı biz indirdik, Onu elbette biz koruyacağız.&rdquo; (Hicr/9) Bu gecede g&uuml;nahlarımıza pişman olarak t&ouml;vbe edelim. İnsanlığın huzuru, sevgi ve kardeşliğin sağlanması i&ccedil;in Allah&rsquo;a dua edelim.Peygamberimiz ş&ouml;yle buyuruyor: &ldquo;Kim Kadir gecesinde inanarak, o geceyi ibadetle ge&ccedil;irirse, ge&ccedil;miş g&uuml;nahları bağışlanır.&rdquo;(Tecridi sarih-6/313) Bizde peygamberimizin tavsiye ettiği şu duayı yapalım.&ldquo;Allah&rsquo;ım sen affedicisin, affetmeyi seversin, bizi de affet.&rdquo;<br>Kadir gecesinin insanlığı aydınlığa g&ouml;t&uuml;rmesini, d&uuml;nyaya barış ve huzur getirmesini temenni ederim. </span></b><br>&nbsp;</div><p><a href="http://www.osmanlisanati.azbuz.com/" target="_blank" class="pageLinks"><b><span style="color: #0000ff">wWw.OsmanLiSanati.Azbuz.Com</span></b></a><b><span style="color: #0000ff">&nbsp; T&uuml;m iSLam ALeminin Kadir Gecesini KutLar Sitemizi Ziyaret Eder <span style="color: #993366">&Uuml;ye <span style="color: #0000ff">OLup <span style="color: #993366">Yazı <span style="color: #0000ff">&szlig;ırakırsanız Sewiniriz...</span></span></span></span></span></b></p> 
            </td>
      	</tr>
 	]]> </description>
		<pubDate>25 Sep 2008 07:42:21 GMT</pubDate>
		<guid>http://mektuplarim.azbuz.com/readArticle.jsp?objectID=5000000009128178</guid>
	</item>
	
	<item>
	  <dc:creator>yasinyilmaz (yasin yılmaz)</dc:creator>
		<title>YAPMA BE KAZIM AB&#304; SEN BE&#350;&#304;KTA&#350;IMIZIN CESUR KALB&#304;YD&#304;N.</title>
		<category>Blog</category>
		<link>http://mektuplarim.azbuz.com/readArticle.jsp?objectID=5000000009121443</link>
		<description><![CDATA[
		<img src="http://www.azbuz.com/images/rssblank.gif" alt="" border="0"/>
		<table border="0" cellpadding="0" cellspacing="0">
    	<tr>
        	<td><img src="http://s.azbuz.com/uploads/images/91/21/5000000009121443.gif" align='right' border='0'> <p>Sabah gazetesinden alıntıdır.</p><div><span>Bug&uuml;n sabah saatlerinde kaybettiğimiz spor basının usta kalemi Kazım Kanat, 21 Eyl&uuml;l tarihli Sabah Gazetesi'nin Pazar ekinde yazdığı son yazısında yakalandığı hastalıkla savaşını anlatmıştı. Hastalığı ile dalga ge&ccedil;en Kazım Kanat, k&ouml;şesinde ş&ouml;yle yazmıştı: &quot;Komik olan da şu: Bir mantarı yenmek, kanseri yenmekten biraz zor olacak...&quot;<br><br>İşte Kazım Kanat'ın &quot;Hik&acirc;yenin sonu ş&ouml;yleydi&quot; diyerek başladığı son yazısı;</span></div><div align="center"><img src='http://img.sabah.com.tr/i3/yildizlar.gif' alt=''  height='25' width='70' /></div><div><b>Başımı alıp gittim de ne oldu! </b><br><br>Hik&acirc;yenin sonu ş&ouml;yleydi: Hani doktorlar, kanser tedavim i&ccedil;in beni hastane odasına mahk&ucirc;m etmişlerdi ya... Ben de başımı alıp Bodrum'a gitmiş, hayatımı bir yelkenlide ge&ccedil;irmeye başlamıştım ya... Harika bir yazdan sonra bir otelde kaldım. Klimayı a&ccedil;ıp, keyif &ccedil;attım. Sonrası ne oldu? Ne olacak, kuyruğu bacaklarımızın arasına kıstırıp, hastaneye geri d&ouml;nd&uuml;k. Hem kanser hem de zat&uuml;rree olmuşum. Kanseri yendik! Zat&uuml;rreede dalga ge&ccedil;tik! Ama... Aması şurada... Anlatayım... Kanseri bir kez daha yenmenin mutluluğunu yaşarken, mutsuz oldum. Bodrum'da cehennem gibi sıcakta ilk kez bir şey yaptım. Eşim Sevin&ccedil; i&ccedil;in yaptırdığım klimayı &ccedil;alıştırdım, karşısında uyudum. Sonu&ccedil; felaket! Bir s&uuml;re sonra nefes alamaz, y&uuml;r&uuml;mekte zorluk &ccedil;eker oldum. Oğlum Mesut'un yemin t&ouml;reni i&ccedil;in gittiğim Kars'ta y&uuml;ksek rakımda k&ouml;t&uuml; oldum. Hik&acirc;yenin şimdiki sonu ş&ouml;yle; ciğerlerime klimadan dolayı vir&uuml;sler girmiş, mantarlar oluşmuş. S&uuml;rekli antibiyotik ve oksijen tedavisiyle ben değil, doktorlar savaşıyor. Komik olan da şu: Bir mantarı yenmek, kanseri yenmekten biraz zor olacak. Okurlara! Kimsenin moralini bozmak istemem. Hele benim, kanser yoldaşlarımın asla... Zaten onlara g&uuml;zel haberlerim var. Kanseri 'akıllı bomba' ismi verilen bir ila&ccedil;la yendim. Elim kalem tutunca s&ouml;z, her şeyi yazacağım. Biraz sabır ve anlayış, l&uuml;tfen. Biliyorum ki ben sizler i&ccedil;in umudun umuduyum! Teslim olmak yok, geri &ccedil;ekilmek yok. Savaşa devam! Sevgili okurlar! Ne zaman iyileşirim bilmiyorum. Tek bildiğim şey, yazabileceğim an yazacağımdır. &Ouml;zel mesaj: Bu, hastane odasından yazılan belki de &ccedil;ok duygusal, belki de okurları ilgilendirmeyen mesajdır. Bu mesaj benim her zamanki dostum Hıncal ustaya. &quot;Beni niye aramadın?&quot; deme. Ama sana ulaşmam ancak bu şekilde oluyor. Ulaşsam bile konuşamam ki! Hıncal ağabey, bir aydır, hastayım kimselere s&ouml;ylemedim. Şu zor g&uuml;nlerimde kırıcı ve incitici s&ouml;z ve yazıların (Benim &uuml;zerimden, benim iyileşmem i&ccedil;in &ccedil;ırpınan Genel Yayın Y&ouml;netmenim Ergun Babahan'ı eleştirmen de şık değil) beni ve seni sevenleri &ccedil;ok &uuml;z&uuml;yor. &quot;Kardeşim,&quot; dediğin Kazım'ı 40 yıldır binlerce yazısından tanırsın. Bilirim seversin de... Bir s&ouml;z i&ccedil;in bana d&uuml;şman oldun. Ricam şudur; şimdilik biraz bekle, l&uuml;tfen. İyileştikten sonra o kırıcı ve incitici eleştirilerini yapmaya devam edersin. O zaman bile tek kelime s&ouml;ylemem! &Ouml;yle değil mi &Ouml;cal ağabey, Haşmet kardeş?</div><p>&nbsp;</p> 
            </td>
      	</tr>
 	]]> </description>
		<pubDate>24 Sep 2008 09:32:23 GMT</pubDate>
		<guid>http://mektuplarim.azbuz.com/readArticle.jsp?objectID=5000000009121443</guid>
	</item>
	
	<item>
	  <dc:creator>yasinyilmaz (yasin yılmaz)</dc:creator>
		<title>Ayr&#305;l&#305;k &#252;zerine mektup..</title>
		<category>Blog</category>
		<link>http://mektuplarim.azbuz.com/readArticle.jsp?objectID=5000000008950362</link>
		<description><![CDATA[
		<img src="http://www.azbuz.com/images/rssblank.gif" alt="" border="0"/>
		<table border="0" cellpadding="0" cellspacing="0">
    	<tr>
        	<td><img src="http://s.azbuz.com/uploads/images/89/50/5000000008950362.gif" align='right' border='0'> <p>...</p> 
            </td>
      	</tr>
 	]]> </description>
		<pubDate>4 Sep 2008 13:34:43 GMT</pubDate>
		<guid>http://mektuplarim.azbuz.com/readArticle.jsp?objectID=5000000008950362</guid>
	</item>
	
	<item>
	  <dc:creator>YALÇIN MIHÇI ATATÜRK FİLM</dc:creator>
		<title>senar</title>
		<category>Blog</category>
		<link>http://mektuplarim.azbuz.com/readArticle.jsp?objectID=5000000008095795</link>
		<description><![CDATA[
		<img src="http://www.azbuz.com/images/rssblank.gif" alt="" border="0"/>
		<table border="0" cellpadding="0" cellspacing="0">
    	<tr>
        	<td> <p>MÜZEYYEN SENAR<br>Söz-Müzik: Yalçın MIHÇI</p><p><br>PARLAYAN YILDIZLARIN KAYNAĞI SENSİN<br>SENİNLE DOĞAR GÜNEŞ IŞIĞI SENSİN<br>SINIRSIZ BİR KAYNAKSIN İÇİMDE YANAR<br>EMSALİN YOK CİHANDA, MÜZEYYEN SENAR.</p><p><br>BÜLBÜL GÜLE AŞKINI SENİNLE SÖYLER<br>YORUMUN RUH VERMESE,BESTELER NEYLER<br>NAĞMELER SENİ SÖYLER HEP SENİ ANAR<br>GÖNÜLLER SULTANISIN MÜZEYYEN SENAR</p><p><br>SÖZ-MÜZİK:YALÇIN MIHÇI</p><p>&nbsp;</p><p>ATATÜRK FİLMİ:BESTECİ YALÇIN MIHÇI OYNAYACAK <br>YALÇIN MIHÇI ATATÜRK FİLM <br>&nbsp;</p><p>ABD'DE YAŞAYAN TÜRKLER RUM BANDERAS'IN ATATÜRK'Ü OYNAMASINA KARŞI ÇIKARAK BESTECİ YALÇIN MIHÇI'YI ÖNERİYORLAR. TARTIŞMA ABD'DE ÇOK BÜYÜMÜŞ. BİZ DE BURDAN DESTEK VERELİM. KONUK DEFTERİNE YAZALIM::<br><a href="http://www.yalcinmihci.com" target="_blank" class="pageLinks">www.yalcinmihci.com</a><br>&nbsp;<br>YALÇIN MIHÇI<br>Ankara, Turkey </p><p><br>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; 28 Şubat Merzifon doğumlu olan sanatçımız, biri konservatuar olmak üzere 2 üniversite mezunudur. Söz ve müziklerinin tamamı kendisine ait olan 500' ün üzerinde bestesi mevcuttur. Bu ülkede gerçek sanatçılara değil, magazin dünyasının azsolistlerine değer verilmesine ve müzik piyasasındaki yozlaşmalar ve çarpıklıklara kızarak Amerika'ya yerleşmiştir.&nbsp; Amerika'daki kültür elçimiz olan sanatçımız, son 20 yılda Amerika'ya gelen en güzel ses seçilmiş ve Amerikalılara, yarısı Türkçe yarısı İngilizce olarak Türk sanat müziği konserleri vermiş, Gipsy Girl adındaki hicaz ve caz birleşimi olan eseriyle Amerikan müzik endüstrisinde haklı bir yer edinmiştir. Türk kültürüne verilecek en büyük hizmetin, eşsiz müziğimizi evrenselleştirerek dünyaya tanıtmak olduğuna inanan Yalçın MIHÇI, herkesi Türk kültürüne sahip çıkmaya ve bu&nbsp; büyük mücadelede elinden geleni ortaya koymaya davet ediyor. Ülkemizde ise piyasaya henüz yeni çıkarttığı " KUMLARA ŞİİRLER YAZDIM " adlı bir albümü mevcuttur...Sanatçımızın kitapevlerinde halen satılmakta olan " Şarkı Böyle Söylenir-kötü ses yoktur, kötü söylemek vardır " isimli bir de kitabı bulunmaktadır. </p><p><br>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; WHY adlı şiiri Amerika'da yılın şiiri seçilmiş ve yine Yalçın MIHÇI tarafından bestelenen bu eser Beyazsaray arşivlerine girmiştir.</p><p><br>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Yalçın MIHÇI, hastalığı süresince Müzeyyen SENAR'ı hiç yalnız bırakmamış, defalarca Senar'ı ziyaret ederek vefa ve dostluğun en samimi ve içten örneklerini sergilemiştir. Senar ise, içerisinde Yalçın Mıhçı'nın kendisi için sözlerini yazıp bestelediği eser de bulunan, Mıhçı'nın Kumlara Şiirler Yazdım adlı albümünü imzalayarak Yalçın Mıhçı'ya eşsiz bir hediye vermiştir.<br>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Mıhçı: " Hayatımın en anlamlı hediyesi SENAR'ın imzasıdır " diyerek duygularını çeşitli röpörtajlarda dile getirmiştir. Yalçın MIHÇI, Senar için yaptığı besteyi POPSTAR-ALATURKA finalinde okumuş ve çok büyük hayranlık toplamıştır.&nbsp; <br></p> 
            </td>
      	</tr>
 	]]> </description>
		<pubDate>12 Jun 2008 09:57:39 GMT</pubDate>
		<guid>http://mektuplarim.azbuz.com/readArticle.jsp?objectID=5000000008095795</guid>
	</item>
	
	<item>
	  <dc:creator>yasinyilmaz (yasin yılmaz)</dc:creator>
		<title>G&#252;zel Ile Serseri Aras&#305;ndaki Mektupla&#351;ma</title>
		<category>Blog</category>
		<link>http://mektuplarim.azbuz.com/readArticle.jsp?objectID=5000000007212719</link>
		<description><![CDATA[
		<img src="http://www.azbuz.com/images/rssblank.gif" alt="" border="0"/>
		<table border="0" cellpadding="0" cellspacing="0">
    	<tr>
        	<td><img src="http://s.azbuz.com/uploads/images/72/12/5000000007212719.gif" align='right' border='0'> <p><font color="#323232">Güzel Ile Serseri Arasındaki Mektuplaşma <br><br>&nbsp;&nbsp; Elime son kez aldim kagit kalemi, Bu sana son mektubum. Postaci son bir kez haber getirecek...Benden sana. Canim bilirim aldirmazsin hiçbirseye, Ne sevgiye ne <br><br>&nbsp;&nbsp; de hislere. Simdi elimde bir sigara var, Bugün çok içtim. Bilirim kizacaksin, "Içme demistim" diyeceksin, Ama ben yine ayni cevabi verecegim: Dertliyim. Son kez bu kalp derdinle dolu. Bu mektubumda Seni ne kadar sevdigimi Özledigimi yazmayacagim. Artik degistim ben. Seninm <br><br>&nbsp;&nbsp; umursamaz tavirlarindan biktim SERSERIM. Takmiyorum artik ben de seni. Hani bende bir resmin varya, Arkadasima verdim SERSERIM. Çok begenmis seni, "Al senin olsun" dedim Ama dikkat etmesini de söyledim, Olur ya çikarsaniz "Boynuzlamasin seni" dedim. Yüzünün seklini görmeni isterdim SERSERIM. Bu mektup digerine benzemiyr degil mi? Dün gece yiktin, öldürdün beni SERSERIM. Dilindeki hece bir kursun gibi saplandi yüregime. Tüm gece kanadi durmadan, Gözlerim doldu aglayamadim. Yataklara düstüm ne zamandir. Ama iyi oldu aslinda Seni umursamiyorum artik, Sen ne demistin SERSERIM. "Üzülme!" Üzülmüyorum zaten gülüyorum, . Bu acilarin getirdigi mutsuzlugu seviyorum. Lanet olsun sana SERSERIM. Bu kadar degersiz miydi sevgim? Biliyorsun ben seni çok sevdim. Bu sana son mektubum SERSERIM. Yak istersen,istersen baskalarina okut. Ya da evet Içip içip agla, <br><br>&nbsp;&nbsp; Ama sunu bil ki bu sana son mektubum. Bundan sonra . <br><br>&nbsp;&nbsp; hain yazar mezar tasinda Bir . ölüsün artik sen hatiralarimda... SERSERIDEN CEVAP Bugün hiç beklemedigim bir anda, Mektubunu aldim GÜZELIM. Son mektubum demissin, inanmam Sen dayanamazsin bensizlige, Erirsin,bitersin günden güne. Bak ne diyorum GÜZELIM Gönlün olsun,birkaç gün daha çikalim Sevinirsin belki. Hediye olur ya da bir elma sekeri. Sen bensiz . <br><br>&nbsp;&nbsp; yapamazsin GÜZELIM. Seni öptügüm o ilk ani hatirla, Nasil da çocuklar gibiydin, Bayilacaksin diye korkmustum GÜZELIM. Ben senin gibi neler <br><br>&nbsp;&nbsp; geçirdim elimden, Bilirim haberim yok sevmeden, sevilmeden. Sen beni gerçekten sevdin mi GÜZELIM? Sana bu mektubu meyhaneden yaziyorum, Biraz önce birkaç çocuk dövdük GÜZELIM, Onlarin serefine içiyoruz. Bak GÜZELIM!Ben sana ne demistim hatirlamiyorum "Üzülme" yazmissin Sahiden dedim mi? Içkiliyken herhalde, bilirsin. "Yiktin" yazmissin Sahiden yikildin mi? Umursamazsin sanmistim Takmazsin diye ummustum, Ama madem beni umuttun, Bu sana son sözüm olsun Ben de seni sevdim haberin olsun GÜZELIM. KIZIN ARKADASIN`DAN SERSERIYESeni tanimiyorum serseri, Ama arkadasim seni çok sevdi. "Son mektup" demisti <br><br>&nbsp;&nbsp; dogru, Hem o seni çoktan unuttu. Seni çok begendim be serseri, Belki seversin, belki de... "Güzelim" demissin bizimkine, Ben de seni zevkli bilirdim. Ben ondan daha güzelim. Bak serseri! Ben seni ondan daha çok severim. Telefon numarami yaziyorum,arkada, Onu aradigin gibi beni de . ara. Ayrica senin güzel gariplesti bu ara "Kalbim agriyor" diyor, Doktor bir teshis koyamiyor.Aman canim o da bir baska, Aglasa da gülüyorum der etrafa Sakin unutma beni ara. SERSERIDEN ARKADASA Bak kizim ben seni sevmedim daha <br><br>&nbsp;&nbsp; en basta, Ben güzelimi sevdim herseyden çok. O bana "serserim" derdi canindan koparcasina, Sen ise "serseri" diyorsun sokakta kalmisçasina. Senin . <br><br>&nbsp;&nbsp; gibi arkadas olmaz olsun. Güzellige gelince,kimse yarisamaz benim GÜZELIMLE. Simdi birak bunlari "son mektup" derken yalan sanmistim Daha beter içer oldum, Her gece sarhosum. Bir daha ki mektupta güzelimden bahset bana. Simdi gerçekten mutlu mu? Yoksa baskasini mi seviyor? Hasta <br><br>&nbsp;&nbsp; demistin,kalbinden hasta Yoksa bu ask hastaligimi? Benden baskasi ile... Çabuk . <br><br>&nbsp;&nbsp; yaz arkadas Herseyi arkadas, herseyi anlat bana. Anladim ki yasayamam ben onsuz bu dünyada. ARKADASTAN SERSERIYE Afedersin serseri yanlis yapmisim ben, O seni gerçekten çok sevmis. Son nefesinde bile adini söyledi, Yüregim parçalandi,anlayamazsin. éSERSERIM" deyisini duysaydin gözleri kapanirken.Askin öyle sarmis ki bedenini Kaybedince, yasayamadi öldü iste. Son mektunda ne yaptin? . <br><br>&nbsp;&nbsp; Içip içip agliyor musun? O simdi mezarinda huzurlu yatarken, Yilanlara bile seni anlatir süphen olmasin. Zaten mezar tasinda "SENI SEVMISTIM SERSERI" Yazisini görünce anlarsin. Belki bir umut vardi yasamasinda, Ama . senin de ciddi olmandi. "Birkaç gün çikalim" demissin ona. <br><br>&nbsp;&nbsp; "Elma sakari olur" demissin. Iste o vurdu senin güzelini, Indi zavallicigin yüregine. Simdi mezarinda derin bir uykuda, Sevgisi de sonsuzlasti onunla. Aslinda o hiç istemedi öldügünü bilmeni Ama dayanamadim yazdim iste. Simdi ne yaparsin,nasil yasarsin? Içer misin, adam mi döversin? Sen de onu sevmissin öyle yazmissin, Öyleyse birak askiniz yasasin. SERSERININ ODASINDAKI NOT ; Sana GeLiyorum GüzeLim.. SeNi SeviyoRum GüzeLim... </font></p><p><font color="#323232"></font>&nbsp;</p><p><font color="#323232"></font>&nbsp;</p><p>&nbsp;</p><p><br><br></p> 
            </td>
      	</tr>
 	]]> </description>
		<pubDate>20 Mar 2008 07:10:51 GMT</pubDate>
		<guid>http://mektuplarim.azbuz.com/readArticle.jsp?objectID=5000000007212719</guid>
	</item>
	
	<item>
	  <dc:creator>yasinyilmaz (yasin yılmaz)</dc:creator>
		<title>MEKTUP </title>
		<category>Blog</category>
		<link>http://mektuplarim.azbuz.com/readArticle.jsp?objectID=5000000007212671</link>
		<description><![CDATA[
		<img src="http://www.azbuz.com/images/rssblank.gif" alt="" border="0"/>
		<table border="0" cellpadding="0" cellspacing="0">
    	<tr>
        	<td><img src="http://s.azbuz.com/uploads/images/72/12/5000000007212671.gif" align='right' border='0'> <p align="center"><span><font color="#000000"><b>Bilmem ki ilk mektup kimler tarafından, ne zaman, kime yazılmış? Ama devlet başkanlarının komşu ülke idarecilerine cüluslarını veya savaş ilanlarını bildirdikleri bir gerçek. Eğer taş devrinde de bu yazışmalar oldu ise, vay geldi postacıların başına! İslâmda ilk mektup, Topkapı Müzesinde bulunan ve Hz. Muhammet&#8217;in Kıpti (Mısır) kralına yazdığı ve altında mührü bulunan, ceylan derisi üzerine, kûfi harflerle kaleme alınmış İslâma davet mektubu&#8217;dur Fatih&#8217;in babasına yazdığı &#8220;eğer sen sultan isen.... yok ben sultan isem emir ediyorum....&#8221; içerikli namesi meşhurdur. Çok bilinmeyen ise; Kanuni&#8217;nin isyan halindeki oğlu Beyazıt&#8217;la olan manzum yazışmalarıdır. Şehzadenin: &#8220;Ey serâser âleme sultan Süleyman'ım baba.&#8221; Hitabı ile başlayarak af dileyen mektubuna Kanuni&#8217;nin: &#8220;Ey demâdem mahzar -ı tuğyan-ı isyanım oğul.&#8221; Mısraı ile başlayıp devam eden aynı vezin ve tertipte, ayını kelimeleri kullanarak cevapladığı ve fakat saray entrikaları neticesi, zavallı Beyazıd&#8217;ın sığındığı İran Şahı Tahmabs&#8217;ın yanında öldürtülmesi ile sonuçlanan ve de hânedânının Sarı Selim gibi bir yarı meczuba geçmesine vesile olan olaylar zincirinin hazin vesikasıdır. Okuduğum ilk ciddi mektup, Alfreet Dode&#8217;nin Değirmenden Mektuplar&#8217;ı olmuştu. Sonra Ahmet Rasim&#8217;in Şehir Mektupları. Daha sonra da İttihat-Terakki&#8217;nin ünlü Mâliye Nâzırı, Cavit Bey&#8217;in, Atatürk&#8217;e suikast iddiası ile mahpus bulunduğu İzmir Hapishanesinden eşine yazdığı mektupları okumuştum. Evlendiği günden sonra (ikinci eşidir) karısından ayrı geçirdiği her gece ona bir mektup yazmayı itiyat edinmiş. İkbâl yıllarında Avrupa gezilerinde, lüks Paris otellerinde kaleme alınan mektuplar sonra yerini hapishane mektuplarının acıklı ve kasvetli tertibine bırakıyordu. Daha acıklı olan ise olayın sonudur. Cavit Bey, büyük bir ihtimâlle suçsuz olarak asıldı. Bütün mektupların son satırında &#8220;sevgi ile gözlerinden öpülen Osmancık&#8221; ise yıllar sonra Türkçe uzmanı (Osman Şiar Yalçın) olarak çıktı karşımıza. Ortaokul yıllarında aşk mektupları ile tanıştık. Özellikle pembe, uçuk yeşil, mavi ve ipek kâğıt dediğimiz, kalın, hafif tırtıklı, pres kağıtlara yazılmış, mutlaka lûgat parçalayıp edebiyat yapılan ve başkalarından kopya edilerek kaleme alınan. İçlerinde kurutulmuş gül yaprağı, saç demeti, dudak izi olan mektuplar. Gerçekte suni ve duygudan yoksun shov&#8217;nameler; &#8220;Karanlık kalbimin parlak yıldızı, biricik sevgilim...&#8221; &#8220;Aşk denizinin fırtınalı sularında talihsiz teknemin sıcak barınağı....&#8221; Sonra asker mektuplarını okudum. Erlere gelen mektupların bölük komutanı tarafından okunması ve sakıncalı olanların alıkonulması talimatname gereğidir. Ne özlemler, ne sevgiler, ne kinler, nefretler ve ne duygu yüklü satırlar gelip geçti dağarcığımdan... Sonlarında imza yerine bazen çizilmiş çiçekler, yelkenli gemi resimleri, kalp şekilleri yer alırdı. İçlerinde kurutulmuş gül yaprağı, saç demeti, dudak izi olan mektuplar. En altta &#8220;Okuyan efendiye ve dinleyen cemaate selâm&#8221; veya &#8220; bu mektubu yazan ben ... de selâm ederim.&#8221; diye yazmak adetti. O zamanlar herkesin yazabilmesi ve okuyabilmesi mümkün değildi ki... Ve mutlaka bir bitiş mânîsi. Böyle kendi yazıp okuyamayan insanlar, bilmem özel duygularını, nasıl yansıtma imkânı bulurlar? Hani çocuk evlenip askere gitmiş, gelen mektuplarda eşinin hâmile olup olmadığından hiç bilgi yok. Yazıştığı babasına da açıkça sorması büyük ayıp. Mektubun sonuna bir mâni düşmüş &#8220;Ey mektup, güzel mektup. Bizim köye var da gel. Bir idik iki olduk Üç olduk mu sor da gel.&#8221; Bir süre sonra tutucu babadan cevap gelmiş ve sonunda bir mâni; &#8220;Bir dalda iki kiraz. Her vakit böyle yaz Tarlan mahsul vermedi, Dönüşünde iyi kaz.&#8221; Mektuplaşmanın en güzeli nişanlıya mektuplar idi. Hem her gün yazmak gibi bir arzu ve mecburiyet duyduğunuz hem de tükenen konular yüzünden biraz zorlama ama cevabını da iştiyakla bekleyip satırlarda mutluluğu tanıdığınız mektuplar... Bunlar hep tatlı mektuplar. Bir de Allah vermesin ihbar mektubu, intihar mektubu gibi acıları ticari mektuplar, niyet mektubu gibi his ve kişilik taşımayanları var. Mektubun da bir kişiliği vardır. Tertibi ile, kaligrafisi ile, kâğıdı, kokusu, üzerine özel damlatılmış göz yaşı izleri ile, yazan ile okuyan arasında duygu iletişimini de yüklenen kişilik. &#8220;Yine yakmış yar mektubun ucunu, askerlikte sevda çekmek zor diyor.&#8221; &#8220;Kara gözlüm efkârlanma gül gayri, İbibikler öter ötmez ordayım. Mektubunda diyorsun ki gel gayri, sütler kaymak tutar tutmaz ordayım.&#8221; Mektup yazabilecek birisine sahip olabilmek ne güzel bir duygudur. Allah, insanları kendi kendisine mektup yazmaya mecbur bırakmasın. Herhalde kendi kendine konuşmak gibi sonu pek de akıllıca olmayan neticelere varırdı... Günümüzde mektup resmi ve ticari yazışmalar dışında hemen hiç kalmadı. Telefonlar ve e-posta yüklendi bu görevi. Ama ekrana dökülen, histen yoksun harfler dizisi insana neler anlatır? Neler duyarsınız ? Zarftan çıkmış ve Anadolu&#8217;da her biri bir origami şaheseri olan, o çeşitli katlamalar, muska vâri bükümler, nasıl açılacağını kestiremediğiniz şifreli katlamalar, renkler, kokular ekrana nasıl yansıyabilsin ki. Bizim kuşak yeniliği benimsiyor, seviyor da her gereçte ayrıca duygu ve kişilik arıyor. Bunun için mi adapte zorluğu çekiyoruz? Bu yüzden mi Nostalji son yılların vazgeçilmez sığınağı oldu? Mekanikleşen, robotlaşan bir dünyada, yozlaşan, kirlenen çevrede bulamadığımız kişilik ve eşyada duygudan yoksun temaslar bizlerde eskiye özlemi ön plana çıkarıyor. Belki de Nostalji denilen zaten bu...</b> </font></span></p><p align="center"><span></span>&nbsp;</p><p align="center"><span><a href="http://www.konukcu.com/forum/forum_posts.asp?TID=751" target="_blank" class="pageLinks">http://www.konukcu.com/forum/forum_posts.asp?TID=751</a></span></p> 
            </td>
      	</tr>
 	]]> </description>
		<pubDate>20 Mar 2008 07:06:40 GMT</pubDate>
		<guid>http://mektuplarim.azbuz.com/readArticle.jsp?objectID=5000000007212671</guid>
	</item>
	
	<item>
	  <dc:creator>yasinyilmaz (yasin yılmaz)</dc:creator>
		<title>T&#252;rk Edebiyat&#305;&apos;nda Mektup</title>
		<category>Blog</category>
		<link>http://mektuplarim.azbuz.com/readArticle.jsp?objectID=5000000007212660</link>
		<description><![CDATA[
		<img src="http://www.azbuz.com/images/rssblank.gif" alt="" border="0"/>
		<table border="0" cellpadding="0" cellspacing="0">
    	<tr>
        	<td><img src="http://s.azbuz.com/uploads/images/72/12/5000000007212660.gif" align='right' border='0'> <p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">"Mektup, "Bir şey haber vermek, bir şey sormak veya istemek için, birine çoğunlukla posta yoluyla gönderilen, zarfa konulmuş yazılı kâğıt, nâme" demektir.(1) Bir başka tarifle,"Yazılı nesne, yazılmış şey" demektir. Farsçası nâme, Türkçesi betik, bitigdir. Birbirinden uzakta bulunan kişi ve kurumlar arasında haberleşmeyi sağlayan bir yazı türü. Mektuplar, insanların bilgi, görüş ve düşüncelerini birbirine bildirmek, istek ve dileklerini iletmek için sık sık kullandıkları bir araçtır.(2).<br><br><br>Mektubun Türk dünyasındaki yeri henüz açıklığa kavuşmamakla beraber, "MS.580 yılında İstanbul'a gönderilen diplomatik bir mektup ve daha sonraki yüzyıllarda Uygur prenslerinin yazdıkları mektuplar ele geçmiştir. Bunların dışında diğer Türk hükümdarlarının da komşularına veya devlet adamlarına siyasî nitelikte mektuplar gönderdikleri şüphesizdir. Türk edebiyatında mektup türünü Anadolu'ya yerleştikten sonraki tarih içinde takip edebiliyoruz. "(3)<br><br>17. Yüzyıldan sonra edebiyat türü olarak gelişen mektup, 19. yüzyılda büyük bir önem kazanır. Bunda okur yazar oranın artmasının, 1820 yılından sonra mektup zarfının ve posta pulunun kullanılmaya başlanmasıyla, posta hizmetlerinin düzenli hale gelmesinin büyük rolü olmuştur.<br><br>Günümüzde en çok kullanılan nev&#8217;ilerden biri olan mektup, "temelde bir haberleşme aracı" olmasıyla beraber kompozisyon ve taşıdığı üslup nitelikleri bakımından edebî bir değer ihtiva eder. Bunun yanında mektuplar, edebiyat tarihçisi için olduğu kadar bir tarihçi içinde belge niteliği taşımaktadır.<br><br>Mektuplar, her milletin edebiyatında önemli bir yere sahip olan edebi bir türdür. Klasik edebiyatımızda "bir şeyi meydana getiren, bina eden mânâsına umumiyetle nesir karşılığı inşa, nâsir yerine münşî sıfatı" kullanılırdı. Münşî "edebî ilimlere vâkıf, bir maddeyi neşren ve mükemmel surette kaleme alabilen, kâtip demektir." (4)<br><br>Bu münşilerin çoğu "Mektupçuluk, Vaka-nüvislik, Reis'ülküttaplık, Sadr-ı azamlık v.b.yüksek me'muriyetler işgal eden kimseler, şairler, müdürrisler, ilim adamlarıdır. Feridun Bey, Abd'ül Celil Bin Yusuf, Celalzâde Salih, Lâmiî, Kınalızade Ali Çelebi XVI. asrın; Okçuzâde Mehemmed Şâhî, Yenicevardan'ndan Şeyhzâde Mehemmed, Bosnalı Abd'ül-Kerim, Dukabinzâde Osman, Vânî Mehemmed, Âlî, Nabî, Veysî ve Nergisî XVII. yüzyılın; İshak Hocası, Ahmet Efendi, Bursalı Buhaeddin, Nazmîzâde Hüseyin Murteza, Kânî, Ragıp Paşa XVIII. asır Türk edebiyatının meşhur münşileridir ve münşeat mecmuaları vardır"(5). Bunun yanında 19. yüzyılın başlarında ve Tanzimat'tan sonra da birçok münşinin yetiştiği görülür."Antebli Mehmed Münib, Diyarbakırlı Şa'ban Kâmî v.b."(6).<br><br>Klasik edebiyat döneminde mektup kavramını karşılayan kelimeler oldukça çeşitlidir: "Tabiî bu değişik adlar, mektubu yazanla yazılanın çeşitli durumları gözönüne alınarak verilmiştir. Dostluk, kardeşlik, sevgi belirten mektuplara muhabbetnâme, meveddetnâme, uhuvvetnâme, rütbece alt durumda olanın üste yazdığı mektuplara ariza, şukka; alçak gönüllülük göstermek için bazen varakpâre denildiği de olmuştur. Bunlara ek olarak halk dilinde (âşık edebiyatında) mektuba kâğıt, gam yükü, gönül dili, çile bohçası, nâme gibi isimler verilmesi yanında, sevgiliden âşığa -sözlü olarak- gelen haberin yazılmamış ferman, bu haberin sevindirici olması halinde de şekerli hurma adını aldığı belirtilmelidir.<br></font></p><font face="Maiandra GD" size="2"><p align="justify"><br>Düzyazı, mektup yazanlar münşî, devletin ve sarayın resmi yazıcılığını yapanlar da nişancı, tevkiî gibi adlar almışladır. Münşilerin yazdığı özel veya resmî mektuplarla başka nesirlerin toplandığı kitaba münşeat (Feridun Beyin Müşeâtu's-selâtin'i gibi), yalnızca mektupların toplandığı esere mektûbât (Mektûbât-ı Şeyh Aziz Hüdâî) denildiği gibi çeşitli adlar taşıyanlar da vardır: Nüzhet Mehmet Efendi'nin Muaddilü'l-imlâ ve Mükemmelü'l-inşa(1885)'sı Hayret Efendi'nin Riyâzu'l-kütebâ ve hıyâzu'l-üdeba(1826)'ı böyle eserlerdir"(7).<br><br>Münşilerin işledikleri konular sosyal hayattan pek ayrı olmasa da, kullandıkları dil tabilikten uzak, mutantan, türlü edebî sanatları içeren ağdalı bir dildir. "Münşeatların bir kısmı didaktik nitelik taşır. Ümera, hükemâ, sâdât, şuara, ulema, guzât, kudât, meşayih, vüzera için yazılacak mektup ve yazıların başlıkları, hatimeleri, yazılana uygun düşecek cümleler, ibareler beyitler, örnekler verirler "(8).<br><br>Tanzimat'dan sonra bir çok tanınmış şahsiyet Garp edebiyatından roman, tiyatro gibi nev&#8217;ilerden tercüme yaptığı gibi, mektup türünde de tercüme yapılmıştır: "Jean-Jacques Rousseau'nun Novvelle Heloise'inden iki mektubu Münif Paşa, aynı eserde bir başka mektubu Pertev Paşa; Recaizade Ekrem ve Ahmet Mithat, Alexandre Dumas Fils'in La Dame Aux Camelias'ından birer mektubu Türkçe'ye tercüme ettiler".(9)<br><br>Bir mektup genellikle giriş, gelişme, sonuç gibi bölümlerden ve tarih, hitap ve imzadan müteşekkildir. Mektuplar genellikle nesir olarak yazılsa da, edebiyatımızda manzum olarak yazılmış edebî mektuplar da mevcuttur. Hususî mektupların yanında edebiyatımızda, tenkit ve münakaşa, roman, hikâye, seyahat; makale, röportaj, sohbet gibi nev'ilerde yazılan mektuplar da vardır.<br><br>Tanzimat'tan sonra, "Fransız mefkûresinden mülhem olarak" memleketimizin içinde siyasî, edebî ve birçok sahada meydana gelen değişiklikler neticesinde bazı simaların firar etmeleri ve sürgüne gönderilmeleri sonucunda bir tenkit ve münakaşa ortamı doğmuştur. Bu konuda yazılmış mektuplara şunları örnek gösterebiliriz: "Namık Kemal'in, Ziya Paşa tarafından hazırlanan bir şiir antolojisi (Harabat) için yazdığı Tahrib-i Harabat (1885) ve Takib-i Harabat (1885) ile Mecmua-i İrfan Paşa da yeni bir şiir anlayışına karşı çıkılması üzerine kaleme aldığı Îrfan Paşa'ya Mektub'u (1885), Recaizade'nin Mes Prisons (1869) adlı çevirisiyle ilgili olarak yazdığı Mes Prisons Muahazenâmesi (1885), Muallim Naci ile Şeyh Vasfi'nin o dönem şiirimizle ilgili görüş alışverişlerini ortaya koyan on iki mektupluk Şöyle Böyle adlı eser (1886), yine Muallim Naci&#8217;nin Beşir Fuad&#8217;a yazdığı Victore Hugo monografisi dolayısıyla başlattığı ve yedi mektup süren münakaşalarını içine alan İntikad (1888), Corneille&#8217;nin Cid&#8217;ini tenkitli özet şeklinde yayımlayan Ahmet Mithat&#8217;ın Sait Bey ile olan münakaşa mektuplarını bir araya getiren Sait Beyefendi Hazretlerine Cevap (1898), Ali Canip'in Cenap Şahabeddin ile dilde sadelik, Türkçülük konularındaki münakaşalarından meydana gelen altı mektubunu topladığı Milli Edebiyat Meselesi ve Cenap Bey'le Münakaşalarım (1918), Cenap Şahabettin&#8217;in alaylı bir dille "Oğluma Mektup" başlığı altındaki didaktik hüviyetli pek çok mektubunun toplandığı Evrâk-ı Eyyam (1915), Nurullah Ataç'ın çeşitli sanat konularındaki görüşlerini belirttiği mektuplarından oluşan Okuruma Mektuplar (1958)"(10).<br><br>Edebiyatımızda mektup tarzında ilk romanı, "Hüseyin Rahmi Gürpınar denemiş ve karı koca geçimsizliğini ele aldığı Mutallaka'yı yazmıştır. Daha sonra yazdığı Sevda Peşinde'nin ikinci bölümü, Ömer Seyfettin'in Bahar ve Kelebekler, Tarih Ezeli Bir Tekerrürdür, Aşk ve Ayak Parmaklan, Sivrisinek, Lokantanın Esrarı, Memlekete Mektup hikâyeleri; Halide Edip Adıvar'ın Handan romanı, Harap Mabetler'deki imzasız mektuplar hikâyesi; Yakup Kadri Karaosmanoğlu'nun Kadınlık ve Kadınlarımız, Bir Serencam, Milli Savaş Hikâyeleri, Okun Ucundan'daki hikâyeleri; Reşat Nuri Güntekin'in Sönmüş Yaldızlar, Bir Damla Gözyaşı, Bir Hazin Hakikat, Yalan, Bir Hayal Kırıklığı, Kumandanın Şoförü hikâyeleri mektup tarzındadır. Bunlardan başka Halit Ziya, Mehmet Rauf, Ahmet Hikmet Müftüoğlu ve Sait Faik'in bir kısım hikâyeleri de mektup şeklinde yazılmışlardır"(11).<br><br>Bazı yerlere yapılan seyahatler de bazen mektup türünde yazılmıştır "Cenap Şahabeddin'in Hac Yolunda (1909) ve Avrupa Mektupları (1931), Ahmet Rasim'in Romanya Mektupları (1916), Falih Rıfkı'nın Londra Konferansı Mektupları (1931) ve gazete sütunlarında kalarak kitap haline henüz getirilmeyen Danimarka Mektupları, anılan yerlere yapılan seyahat sonucunda yazılmışlardır"(12).<br><br><a href="http://www.bilgicik.com/tag/makale/" target="_blank" class="pageLinks"><font color="#000000">Makale</font></a>, röportaj ve sohbet türünde yazılan mektuplarda şunlardır: "Ahmed Mithat'ın iktisat, siyaset, kozmografya, matematik ile ilgili bilgiler verdiği Hallu'l-ukd (1892) ile Schopenhauer'in Hikmet-i Cedîdesi (1888), Ahbâr-ı Asara, Tamim-i enzâr (1892) adlı eserleri (makalelerden); Ahmet Rasim'in Şehir Mektupları (1912, fikra ve sohbetlerden); Mahmut Yesarî'nin Yakacık Mektupları (1938, röportajlardan) meydana gelmiştir" (13)<br><br>Edebiyatımızda az da olsa bulunan manzum mektuplarda, mektupların temel taşı olan tabilik, içtenlik oldukça zorlanır: "Şeyhî'nin Hüsrev ü Şirin'inde, Hüsrev&#8217;in Şirin'e ve Fuzûli'nin Leylâ ile Mecnûn'unda, Mecnûn'un Leylâ'ya yazdığı mektubu; Şehzade Beyazıd'ın Kanunî'ye, Kanunînin Beyazıd'a yazdıkları mektuplar; Bağdatlı Ruhî&#8217;nin devrinin bütün şairleri ile dostluk münasebeti için yazdığı kırk bir beyitlik kasidesi; Bayburtlu Zihnî&#8217;nin sevgilisine yazdığı üçer dörtlüklü iki ayrı mektubu; Ali Paşa'nın Mahmut Paşa'ya, Hafız Ahmed Paşa'nın Bağdat kuşatması sırasında IV.Murad'a, IV.Murad'ın Hafız Ahmed Paşa'ya verdiği cevabî mektupları; Edhem Pertev Paşa'nın Nefise Hanım'a annesi tarafından yazılan manzum mektubu (22 mısra); İsmail Safa'nın kardeşi Vefa'ya (üç) ve memleketi olan Trabzon'a yaptığı ziyaret dolayısıyla yazdığı mektupları, (Mevlid-i Pederi Ziyaret, 1894, yüz seksen dokuz beyit); Ziya Gökalp'in Atatürk'e hitap ettiği İstida (elli dört mısra) ve İkinci İstida (otuz iki mısra) başlıklı mektupları manzum mektuplara örnek gösterilebilir. Aka Gündüz'ün Balkan Savaşı sırasında İki Bayram'ı, Ana Mektupları (Bozgun, 1334), Halit Fahri'nin Bayram Mektubu(Cenk Duyguları, 1933), Kemalettin Kamu'nun İzmir Yollarında Son Mektup'u (N.R Evrimer, Kemaleddin Kamu, 1949), Orhan Seyfî&#8217;nin Sevgili'ye Mektup'u (Gönülden Sesler, 1928), Necip Fazıl Kısakürek'in Anneme Mektup'u (Ben ve Ötesi, 1932), Zindandan Mehmed'e Mektup'u (Çile, 1962), Bedri Rahmi'nin Birinci Mektup, İkinci Mektup (ve diğerleri, üçü birden 1953), Orhan Veli&#8217;nin Oktay'a Mektuplar&#8217;ı (Bütün Şiirleri 1960) edebiyatımızda belli başlı manzum mektuplardır"(14).<br><br><a href="http://www.bilgicik.com/yazi/turk-edebiyati-donemleri/" target="_blank" class="pageLinks"><font color="#000000">Türk Edebiyatı</font></a>nda, isim yapmış şair, yazar ve sanatkârların yalnız mektuplarının toplandığı müstakil eserler de vardır: Ali Şir Nevaî, Lâmiî Çelebi, Nâbi, Ragıp Paşa, Tokatlı Ebubekir Kânî, Nev&#8217;izâde, Azmîzâde, Ganîzâde, Akhisarlı Abdulkerim, Zaifi Pir Mehmet ve benzerlerinin münşeatları ile, Akif Paşa'nın Münşeât-ı Elhac Akif Efendi (1843) ve Muharrerat-ı Hususuye-i Akif Paşa (1883) adlı eserleri; Namık Kemal'in hususî mektupları (C.I, II, III, Haz.F.A.Tansel, 1967, 1969, 1973), Abdühlak Hamid Tarhan'ın Mektuplar'ı (2 C. 1918), Muallim Naci'nin Mektuplarım'ı (1886), Ziya Gökalp'in Limni ve Malta Mektupları (Haz: F.A.Tansel, 1965), Cahit Sıtkı Tarancı'nın Ziya'ya Mektupları (1957), Yaşar Nabi'nin Dost Mektupları (1972), Ahmet Hamdi Tanpınar'ın mektupları (Haz:Zeynep Kerman, 1974), Nazım Hikmet&#8217;in Kemal Tahir'e Mapushaneden Mektupları (1968) bunlardan bazılarıdır.<br><u><b><br>Kaynakça</b></u><br><br>1-Türkçe Sözlük, Türk Dil Kurumu Yayınları, 549, Ankara-1988, s.1003.<br>2-Türk Dili ve Edebiyatı Ansiklopedisi, Dergâh Yayınları, İstanbul-1986, cilt:6, s.231.<br>3-a.g.e., s.232.<br>4- Fevziye Abdullah Tansel, &#8220;Türk edebiyatında Mektup&#8221;, Tercüme, 1964, cilt:16, no:77-80, s.386.<br>5.a.g.m., s.386-387.<br>6- a.g.m., s.387.<br>7-Türk Dili ve Edebiyatı Ansiklopedisi, Dergâh Yayınları, İstanbul-1986, cilt:6, s.232.<br>8- a.g.e., s.232.<br>9- Fevziye Abdullah Tansel, &#8220;Türk edebiyatında Mektup&#8221;, Tercüme, 1964, cilt:16, no:77-80, s.399.<br>10- Türk Dili ve Edebiyatı Ansiklopedisi, Dergâh Yayınları, İstanbul-1986, cilt:6, s.234-235.<br>11- a.g.e., s.234.<br>12- a.g.e., s.235.<br>13- a.g.e., s.235.<br>14- a.g.e., s.235-236.<br><br><br><b><i>Mehmet Nuri PARMAKSIZ<br>07.01.2007</i></b></p><p align="justify"><b><i></i></b>&nbsp;</p><p align="justify"><b><i></i></b>&nbsp;</p><p align="justify"><a href="http://turkceyasam.blogcu.com/4307126/" target="_blank" class="pageLinks">http://turkceyasam.blogcu.com/4307126/</a></p><p align="justify"></font>&nbsp;</p> 
            </td>
      	</tr>
 	]]> </description>
		<pubDate>20 Mar 2008 07:03:37 GMT</pubDate>
		<guid>http://mektuplarim.azbuz.com/readArticle.jsp?objectID=5000000007212660</guid>
	</item>
	
	<item>
	  <dc:creator>yasinyilmaz (yasin yılmaz)</dc:creator>
		<title>Mektup Tarihi </title>
		<category>Blog</category>
		<link>http://mektuplarim.azbuz.com/readArticle.jsp?objectID=5000000007212670</link>
		<description><![CDATA[
		<img src="http://www.azbuz.com/images/rssblank.gif" alt="" border="0"/>
		<table border="0" cellpadding="0" cellspacing="0">
    	<tr>
        	<td><img src="http://s.azbuz.com/uploads/images/72/12/5000000007212670.gif" align='right' border='0'> <div><b><font color="black">Mektup, yazının bulunduğu tarihe kadar ortaya çıkmış eski edebiyat türlerinden biridir. Eldeki en eski örnekler; Mısır firavunlarının diplomatik mektupları (MÖ 15. - 14. yüz yılları) ile Hitit krallarının Hattuşa (Boğazköy) arşivinde bulunan mektuplarıdır. Batı edebiyatında mektup türünün ilk örneklerini, Yunan edebiyatında görürüz. Mektup, bir edebiyat türü olarak, özellikle Latin edebiyatında gelişip yaygınlaşmıştır. Bu alanda yazanların başında Cicero (MÖ 106 - 43) gelir. Rönesans&#8217;tan bu yana Avrupa&#8217;da çeşitli ülkelerde bu türün yaygınlaştığı görülür. Özellikle Fransa&#8217;da mektup türü büyük gelişme göstermiştir. Mektup türünün Türk edebiyatında epey uzun bir geçmişi vardır. Münşeatlarda (Nesir halindeki yazıları bir araya toplanmasından meydana gelen eserlere denir.) resmi ve özel mektuplara geniş yer verilirdi. Şinasi&#8217; nin öncülüğünde başlayan düz anlatım akımı, mektuplarda da etkisini göstermiş; Tanzimat&#8217;tan bu yana yazılan özel mektuplarda yapmacıksız, doğal bir anlatım kullanılmıştır.<br><br><br><br>Başka bir yerde bulunan kişiye yada kuruma bir bilgi iletmek amacıyla yazılan yazılara mektup denir.<br><br>Mektubun diğer yazı türlerinden ayrı bir özelliği vardır. Herşeyden önce; bağımsızdır,ufukları alabildiğine geniştir,dar kalıplar ve kurallar içinde tanımlanamaz. Konuları oldukça bol ve sınırsızdır. Doğallığın ve içtenliğin en çekici belgesidir. Elbette ki herkese aynı içtenlikle mektup yazılmaz. Gönderdiğimiz kişi yada kurumla olan ilginin derecesine göre,mektubun hitap bölümünden,amaç,hatta sonuç bölümüne kadar değişen üslup özelliği vardır.<br>Mektup kişiliğimizin bir aynasıdır. Saygımız,sevgimiz,karakterimiz,inancımız,görüş ve düşüncelerimiz hatta kültürümüz mektubumuza yansır.<br>Basit bir yazı türü gibi görülmesine rağmen mektubun da kendine özgü bir düzeni,bir disiplini,bir planı vardır.<br>Mektup Yazarken Nelere Dikkat Edilmelidir?<br>· Mektup yazarken kullanacağımız kağıt ve zarf temiz olmalıdır. Bu basit ayrıntı karşımızdakine verdiğimiz değeri gösterir.<br>· Mektuptaki hitap,göndereceğimiz kişi yada kurum göz önünde bulundurularak seçilmelidir: Sevgili Kardeşim, Canım Kardeşim, Canım<br>· Babacığım, Aziz Dostum, Saygıdeğer Büyüğüm, Sayın Murat Bey, Sayın Genel Müdür...<br>· Mektupta daha sonra giriş ve amaç bölümüne geçilir. Bu bölümde mektubun niçin yazıldığı belirtilir.<br>· Sonuç bölümünde daha çok klişe sözlere yer verilerek, hoşa gidici bir dilekle mektup bitirilir ; sevgi ve saygılar sunar,esenlikler dilerim. gibi.<br>· Öfkeli anlarda kesinlikle mektup yazılmamalıdır.<br>· Mektupta kullanılan ağır ve kırıcı sözler, ileride pişmanlığa yol açabilir. Ancak, yazının kalıcı etkisi nedeniyle, yarattığı kırgınlık tümüyle unutulamaz.<br><br>· Mektup Türleri<br><br>Mektuplar, konularına ve yazanla yazılan arasındaki ilgiye göre üçe ayrılır :<br>1. Özel mektuplar<br>2. Resmi mektuplar<br>3. İş mektupları<br><br>Özel Mektuplar<br><br>Birbirine yakın, tanışık insanlar ve eş dost arasında yazılan mektuplardır.<br><br>Tebrikler<br><br>Bayramlarda, yılbaşlarında veya mutlu bir olay dolayısıyla karşı tarafa iyilik ve mutluluk dileklerinde bulunmak amacıyla yazılan kısa,öz ve içten mektuplardır. Bunlarda kağıt yerine daha çok basılı kartlar kullanılmaktadır.<br><br>Telgraf<br><br>Mektubun gecikebileceği ivedi durumlarda bildirilmesi gereken istek, olay ve haberleri, kısa ve öz olarak anlatan bir mektup türüdür. Telgrafta az ve öz ifade önemlidir.<br>§ Alacak olanın adı,soyadı ve açık adresi yazılır.<br>§ Telgraf çekmemize sebep olan konu,kısa ve öz olarak ifade belirtilir.<br>§ Sağ alt köşeye gönderenin adı ve soyadı yazılır.<br>§ Telgraf metninin altına bir çizgi çekilir. Bu çizginin altına gönderenin adresi yazılır. Bu bilgi,alıcının bulunmaması durumunda telgrafın iadesi için gereklidir. Ücrete tabi değildir.<br>Telgraf,bugün kullanım alanı yok denecek kadar az kalmış bir yazışma türüdür.<br><br>Resmi Mektuplar<br><br>Devlet dairelerinin kendi aralarında veya kişilerle devler daireleri arasında yazılan mektuplardır. Bu tür mektuplarda, konunun uzunluğuna göre tam veya yarım sayfa boyutunda çizgisiz,beyaz kağıtlar kullanılır. Anlatım ciddi ve ağırbaşlı olmalıdır. Konu dışında ayrıntılara ve özel isteklere yer verilmez. Konu en açık ve yalın biçimde ele alınır. Üst makam yetkilisi alt makamdakine yazdığı yazıyı &#8220;rica ederim&#8221;, alt makamdaki üst makamdakine &#8220;bilgilerinize saygıyla sunarım&#8221; veya &#8220;arz ederim&#8221; şeklinde bitirmelidir.<br>Resmi Yazışmalarda Dikkat Edilecek Noktalar :<br>· Kağıdın üst yanından iki santim aşağıda ve ortada olmak üzere yazının çıktığı dairenin adresi bulunur.<br>· Sağ üst köşeye tarih konur.<br>· Yazıya başlamadan,hangi tarih ve sayılı yazıya cevap olarak yazıldığı belirtilir.<br>· Yazının ilk paragrafında sorun veya konu ortaya konur.<br>· Gelişme paragraflarında,bizim konu hakkındaki görüşümüz belirtilir,bizden istenilen bilgiler verilir.<br>· Sonuç bölümünde,yazının gönderildiği makamın durumuna göre ( alt makam,üst makam ) yazı,rica yada sunu biçimlerinden biriyle bitirilir.<br>· Resmi yazıyı tamamlayan evraklar,metnin sol alt kısmına,sıra numarası verilerek belirtilir.<br>· Kağıdın sol en alt köşesine yazıyı daktilo edenle,konuyla ilgili bölüm şefinin ad ve soyadlarının ilk harfleri yazılır.<br><br>İş Mektupları<br><br>Ticaret ve endüstri kurumlarının birbirlerine ve kişilere, kişilerin bu kurumlara gönderdikleri mektuplara iş mektubu denir. İşyerleri bu mektuplarda, firma ismini taşıyan başlıklı ( antetli ) beyaz kağıtlar kullanırlar. Yazıda daktilo ( veya bilgisayar ) kullanmak yerleşmiş bir kuraldır. yorumla.net İş mektuplarında da konu kısa,öz olarak açık ve yalın bir anlatımla ele alınmalıdır. Resmi mektupların özellik ve yazılışlarını kavramış olmak bu tür mektup yazmada da büyük kolaylık sağlar.<br>İş Mektuplarının Yazılışında Uyulacak Kurallar :<br>· Ciddi bir anlatım kullanılmalı, kısa ve özlü bir anlatım yolu seçilmelidir.<br>· Her iş için ayrı bir mektup yazılmalıdır.<br>· Daktilo veya mavi mürekkepli dolma kalem kullanılmalıdır.<br>· Ele alınan konu hakkında amaca uygun açıklamalar yapılmalı, gerekli yerlerde teknik terimler kullanılmalıdır.<br>· İstekler yapmacıklığa kaçmadan ciddi bir hava içinde belirtilmeli, saygı bildiren kelimeler ölçülü şekilde kullanılmalıdır.<br>· Eğer yazılan iş mektubu, bir başka mektuba cevap niteliği taşıyorsa,bu, metnin başında &#8220;ilgi&#8221; bölümünde belirtilmelidir. Bunun için o mektubun tarihi ve numarasının yazılması yeterlidir.</font></b></div><div><b></b>&nbsp;</div><div><b></b>&nbsp;</div><div><b><a href="http://www.bydigi.com/genel-kultur/150452-mektup-tarihi.html" target="_blank" class="pageLinks">http://www.bydigi.com/genel-kultur/150452-mektup-tarihi.html</a></b></div><div>&nbsp;</div> 
            </td>
      	</tr>
 	]]> </description>
		<pubDate>20 Mar 2008 06:58:17 GMT</pubDate>
		<guid>http://mektuplarim.azbuz.com/readArticle.jsp?objectID=5000000007212670</guid>
	</item>
	
	<item>
	  <dc:creator>yasinyilmaz (yasin yılmaz)</dc:creator>
		<title>Mustafa Kemal&#8217;in unutmak istedi&#287;i mektup</title>
		<category>Blog</category>
		<link>http://mektuplarim.azbuz.com/readArticle.jsp?objectID=5000000004916490</link>
		<description><![CDATA[
		<img src="http://www.azbuz.com/images/rssblank.gif" alt="" border="0"/>
		<table border="0" cellpadding="0" cellspacing="0">
    	<tr>
        	<td><img src="http://s.azbuz.com/uploads/images/49/16/5000000004916490.gif" align='right' border='0'> <p>Nutuk tartışılamaz mı? Galiba öyle… İş gelip oraya dayanıyor çünkü ve Cumhuriyet tarihinin hangi muhataralı konusuna el atılsa Gazi Mustafa Kemal’in (1927’de Arap elifbasıyla yapılan ilk neşrinde henüz soyadı kanunu çıkmadığı için Atatürk’ün ismi bu şekilde geçiyordu) Nutuk metni bir tür “ön alıcı kalkan” yahut “koruyucu ikon” gibi çıkartılıyor savaş meydanına. Daha doğrusu, ondan işlerine gelen kısımlarını makaslayıp seçme kanıtlar devşirerek hasım cepheye mancınıkla yolluyor malum çevreler. Bunu Deniz Baykal da yaptı, Süleyman Demirel de. Demirel üstelik Temmuz 2005’te yaptığı açıklamada Türkiye’nin en az 100 yıl daha “Atatürk referansı”na ihtiyacı olduğunu eklemişti sözlerine.<br><br><br><br><br>Varsayalım ki, üniversitede doktora yapıyorsunuz. Dersinizin adı, “Türk Dış Politikası Analizi”. Analiz, yani bir meseleyi unsurlarına ayırıyor, tahlil ediyorsunuz. Diyelim ki, Atatürk dönemi dış politikasını inceliyorsunuz ve konu, yabancı sermayeye geliyor. Şimdi Atatürk’ün hem yabancı sermayeye karşı, hem de taraftar olduğu konuşmalar var. Avrupa’dan bize fayda gelmez de diyor, 1927’de “ecnebi sermâyedârânının muâvenetlerini ma’al-memnûniye (yabancı sermaye sahiplerinin yardımlarını memnuniyetle) kabûl ederiz” (Nutuk, I, s. 27) de. Peki nasıl çıkacaksınız bunun içinden? <br><br><br><br>Üstelik başka kaynaklar ve hatıratlar o günleri farklı açılardan anlatıyor ama hocanız “Arkadaşlar, bunların cemi cümlesi Nutuk’a aykırı” dedi miydi, akan sular duruyor. Çaresiz, kolunuz kanadınız yanınıza düşüyor. Hocanıza, “Biz tarihte geçen olayları mı analiz edeceğiz, yoksa Nutuk’u mu doğrulayacağız?” diye soramıyorsunuz. Neden? Çünkü viran olası okulda diplomanın ucu var.<br><br><br><br>Özgürce tartışılıp bilgi üretilmesi gereken aydınlanma ocaklarımız okullarda böylece bir kitabın dogma gibi kabul ettirilmeye çalışılması karşısında bütün öğrenme hevesleriniz kursağınızda, not defterinize dönüyor ve hocanız ne buyurursa hafızanızın geçiçi cebine aktarıp ezber hafakanlarına gömülüyorsunuz ister istemez.<br><br><br><br>Bütün bu gelişmeleri sanki önceden sezmiş olan Kâzım Karabekir Paşa üşenmemiş ve Nutuk’a bir reddiye kaleme almış. Tabii evine yapılan baskında diğer 40 kitabının başına geldiği gibi orijinali alınıp bilinmeyen bir yere götürülmüş. Kaçın kurası olduğunu bildiğimiz Paşa’nın, birkaç nüsha çoğaltıp sağa sola dağıtması sayesinde diğerleri gibi bu eserine de sahibiz bugün. (Emre Yayınları tarafından 12 cilt halinde neşredilmiştir: Nutuk ve Karabekir’den Cevaplar, İstanbul 1997.) Bu tür eserler ortaya çıktıkça Nutuk’a alternatif bir tarihin yazılması da mümkün hale gelmiştir.<br><br><br><br>Nutuk’un tarihçilerin elini kolunu bağladığı ve belgeleri belli bir görüş doğrultusunda kullandığı için işlerini zorlaştırdığı itirafınıda bulunan bir başka yazar ise sanıldığı gibi Kemalizme karşı cepheden biri değil, bizzat Kemalist çevrenin en yılmaz müdafilerindendir: Adı: Falih Rıfkı Atay. Bugün daha çok Çankaya adlı kitabından tanıdığımız Atay’ın 22 Haziran 1957 günü Dünya gazetesinde yazdığı bir yazıda, “Keşke Atatürk Nutuk’u yazmasaydı” dediğini biliyor muydunuz? (Geniş bilgi için Küller Altında Yakın Tarih (Timaş) adlı kitabıma bakılabilir.)<br><br><br><br>Pek çok başka örnek verilebilirdi ama biri İstiklal Harbi’nin içinde bulunmuş ve Cumhuriyet’e giden çizgiye destek vermiş, öbürü de Cumhuriyet yıllarında Mustafa Kemal’in en yakın çevresinde yer almış bu iki önemli ismin görüşü, Nutuk’un Kurtuluş Savaşı ve Cumhuriyet tarihleri için neden “master yorum” olamayacağını, tarihçiler için farklı yönelişlerin önüne bir engel gibi konulamayacağını, daha doğrusu konulmasının bilimsel ve tarihsel olarak uygun olmayacağını yeterince göstermiş olmalıdır.<br><br><br><br>Ancak ben burada durmayacak ve bir adım daha atacağım izninizle. Artık Nutuk’un kendi içerisindeki çelişkileri de konuşma zamanı gelmiştir. Bunları konuşmazsak, yine Nutuk metni etrafında örülen, o günler için belki anlamlı ama bugün için epeyce dar kalan tarih bakışını aradan geçen 80 yıla rağmen aşamayız. Nutuk aşılamaz mı peki? Bunu söyleyenler onu bir tarih metni olarak görmüyor, kutsal bir metin katına çıkarıyorlar bana kalırsa. <br><br><br><br>Düşüncemi şöyle özetleyeyim: <br><br><br><br><b>Nutuk kutsal bir metinse tarih metni değildir, bir tarih metniyse kutsal metin değildir.</b> Ya ona inanacaksınız ya da tartışacaksınız. Ben ikincisini yapmaya çalışıyorum. Tabii aynı zamanda yazarına hakaret etmeden de bir metnin eleştirilebileceğini göstermek istiyorum. Yazdıklarımızdan kendilerince “ganimetler devşirmek” isteyen zevata da şunu hatırlatalım ki, burada bir tarih metnini “analiz” ediyoruz sadece. Tutarlılığını sorguluyoruz. En çok sözü edilen ama en az okunan bir temel kitabın satır aralarına girmemizin tek gerekçesi, anlamak. Hap gibi yutmak veya okumadan küfretmek bizim kârımız olmamalı.<br><br><br><br><br><br><font color="darkred">SİVAS KONGRESİ’NDE AMERİKAN MANDASI İSTENDİ Mİ?</font><br><br><br><br><br>Sivas Kongresi tutanakları incelendiğinde 11 Eylül'deki kapanışa doğru “manda” tartışmasının kızıştığı görülür. Eski Sadrazam İzzet Paşa’nın “Amerikan mandası” önerisi İstanbul'dan Sivas’a da sıçramış ve yoğun müzakereler yaşanmıştı. Özellikle Kara Vasıf, Rauf (Orbay) ve Refet (Bele) beyler tarafından ciddi ciddi gündeme getirilen Amerikan mandacılığının o günlerde pek bir taraftar bulduğunu gözlemliyoruz. İster taktik gereği, isterse samimi olarak istensin, Amerika gibi güçlü ve tarafsız bir devletin yardımının arzulandığı açıktır. Nitekim Sivas Kongresi kararlarından 7. madde, manda konusundaki tartışmaların net bir yansıması olarak karşımıza çıkar:<br><br><br><br><b>“Madde 7. Milletimiz asrî gayeleri tebcil ve fenni, sınai ve iktisadî hal ve ihtiyacımızı takdir eder. Binaenaleyh devlet ve milletimizin dahili ve harici istiklali ve vatanımızın tamamiyeti mahfuz kalmak şartıyla altıncı maddede musarrah hudud dahilinde milliyet esaslarına riayetkâr ve memleketimize karşı istila emeli beslemeyen her hangi devletin, fenni, sınai, iktisadi muavenetini memnuniyetle karşılarız...” </b>(Nutuk, I, s. 67)<br><br><br><br>Şimdi bu maddede masumane bir edayla bize bakan “her hangi devlet” hangisidir veya hangisi olabilir? Uluğ İğdemir’in yayına hazırladığı ve Türk Tarih Kurumu’nun yayınladığı Sivas Kongresi tutanaklarını inceleyince görüyoruz ki, bu devlet, kesinlikle Amerika Birleşik Devletleri’dir. Ancak Gazi, Nutuk’da bunu sert bir dille inkâr etmiş ve hatta “manda”nın söz konusu olmadığını söylemiştir (yumuşatılmış ifade ‘müzâheret’tir). Ona göre bu madde, ecnebi sermayeye yönelik bir davetten ibarettir.<br><br><br><br>Ancak gerek Rauf Orbay’ın hatıralarına, gerekse Kâzım Karabekir’in yukarıdaki eserine bakıldığında bu “her hangi devlet”in ABD olduğu açıkça ortaya çıkmaktadır. Peki Gazi Mustafa Kemal, 1927’de, 8 yıl önceki bu önemli ayrıntıyı neden unutturmak çabası içine girmiştir? İnkılap tarihçilerimizin zahmet edip cevaplandırması gereken çetin bir sorudur bu. <br><br><br><br>Kendi payıma, bu sorunun cevabını, yine onunla alakalı bir başka ayrıntı üzerinden vereceğim. Yani 9 Eylül 1919 tarihli o meşhur mektup üzerinden.<br><br><br><br>Sivas Kongresi sırasında Amerikan mandası fikri o kadar taraftar toplamıştır ki, başlarda mandaya taraftar olan Rauf Bey son anda fren koyup da, önce bir mektup yazılarak bir ABD heyeti davet etme fikri kabul görmese belki de tamamen mandacı bir karar çıkacaktır. Doğrusu Sina Akşin’in hayret ettiği kadar var: Mandacılığa karşı olduğunu bildiğimiz Başkan Mustafa Kemal, kürsüye çıkıp bu gidişe dur dememiş, işi oluruna bırakmayı tercih etmiştir. Nitekim kongre kararıyla Amerika’ya bir telgraf çekilmiş ve “ABD Kongresi üyelerinden oluşan bir kurul”un Anadolu’ya gelerek incelemelerde bulunması istenmiştir. Amaçlardan biri de, yaklaşan Sevr barış görüşmelerinde Amerika’nın tarafsız bir ülke olarak yakınlığını sağlamaktır. Mektupta ABD Senatosuna “Üyelerinizden oluşan bir komiteyi Osmanlı imparatorluğunun her köşesine göndermenizi diliyoruz” denilmektedir. <br><br><br><br>Ve telgraf haline getirilerek çekilen mektubun altında 5 imza birden vardır. Kimler mi imzalamıştır bu mektubu? Bakalım beraberce:<br><br><br><br>Sivas Milli Kongresi adına Mustafa Kemal Paşa,<br><br>Başkan Vekili Rauf Bey,<br><br><br>İkinci Başkan Vekili İsmail Fazıl Paşa (Ali Fuad Cebesoy’un babası),<br><br><br>Ve iki divan kâtibi.<br><br><br><br>Bu mektup ABD Senatosu tarafından yayınlanmış olup gerek Rauf Orbay, gerekse Kâzım Karabekir oradan alarak hatıratlarında kullanmışlardır.<br><br><br><br>Şimdi sıra geldi meselenin bam teline dokunmaya.<br><br><br><br><font color="darkred">BU MEKTUP YAZILDI MI YAZILMADI MI? </font><br><br><br><br>Nutuk’taki ifade aynen şöyledir. 1927 baskısını kullanıyorum:<br><br><br><br>“Efendiler, pek uzun ve münakaşalı devam eden bu manda müzakeresi, taraftarlarını iskât edecek [susturacak] mutavassıt [orta yolcu] bir çare ile hitam buldu [sona erdi]; hem de bu çareyi teklif eden yine Rauf Bey oldu... Bu teklif ittifâk-ı ârâ [oybirliği] ile kabul olundu. Kongre divan riyasetinin [başkanlığının] imzalarıyla bu yolda bir mektup tesvid olunduğunu [müsveddesinin hazırlandığını] hatırlıyorsam da, bu mektubun gönderilebilip gönderilmediğini pek iyi hatırlamıyorum. Esasen bu mektuba suret-i mahsusada [özel olarak] ehemmiyet atf etmiş değildim.” (s. 68)<br><br><br><br>Kongre başkanı ve başkan vekillerinin imzaladıkları ve bir yabancı devletin senatosuna çekilen telgrafın gönderilip gönderilmediğini pek iyi hatırlamayan Gazi'nin, aynı Nutuk’un 92-94. sayfalarına aldığı Kâzım Karabekir’e yazdığı bir cevapta bu mektubun yazıldığını ve kendisinin imzaladığını gayet güzel hatırladığını görmekteyiz. Mektupta geçen ifadeleri şöyledir Mustafa Kemal’in:<br><br><br><br>“Yalnız Amerika senatosuna yazılan ve malumunuz olan bir mektuba kongre kararıyla 5 kişi imza vaz’-ı imza etmiştir [imza atmıştır] ki, bu meyanda bendenizin de imzam vardır.” (s. 92)<br><br><br><br>Kaldı ki, gönderilip gönderilmediğini pek iyi hatırlayamadığı mektubun hemen arkasından, yani sadece 10 gün sonra, ABD Kongresi’nin Sivas’a inceleme yapmak ve rapor tutmak maksadıyla gönderdiği General Harbord’la görüşen de Mustafa Kemal’den başkası değildir (bu görüşmede Rauf Bey de tercümanlık yapmıştır.) Dolayısıyla mektubun gönderilip gönderilmediğini en azından onun doğurduğu bu ziyaretten hatırlayabilirdi. Ancak ben Gazi’nin, bu biraz kafa karıştıracak ayrıntıyı Nutuk’un resmi tarih oluşturma amacını göz önünde tutarak hatırlamak ve hatırlatmak istemediğini düşünüyorum.<br><br><br><br>Nereden mi çıkartıyorum bunu? Şaşıracaksınız belki ama yine gerçek bir hazine olan Nutuk’tan. <br><br><br><br><b>Zamanın Matbuat Cemiyeti Başkanı olan Velid Ebuzziya, bir söyleşi yapacaktır Mustafa Kemal’le. Mustafa Kemal Paşa’nın Tasvir-i Efkâr gazetesi adına 13 Ekim 1919’da yollanan 21 sorudan sadece 12 numaralı soruya cevap vermediği dikkatlerden kaçmaz. Bu soru ise tahmin edebileceğiniz gibi, General Harbord’la görüşmesinde ne konuştukları üzerinedir.</b> (“General Harbord ile ne mülakat ettiniz?”) (Nutuk, 1927 baskısı, cilt II, s. 145-146.)<br><br><br><br>Epeyce şaşırtıcı değil mi? Bütün sorular içinden sadece Amerikalı General ile yaptığı görüşme hakkındakini cevapsız bırakan Mustafa Kemal, aynı kitapta Harbord’u gönderen ABD Senatosu'na yazdığı ve altında imzası bulunan mektubun gönderilip gönderilmediğini pek iyi hatırlayamadığını söylemekteydi. <br><br><br><br>Neydi işin sırrı acaba? Nutuk’ta Kurtuluş Savaşı tarihi yeniden yazılırken bazı ayrıntılar neden atlanmıştı?</p><p>&nbsp;</p><p>&nbsp;</p><p>&nbsp;</p><p><a href="http://www.anarsist.org/tarih/526-mustafa-kemal-unutmak-istedigi-mektup/" target="_blank" class="pageLinks">http://www.anarsist.org/tarih/526-mustafa-kemal-unutmak-istedigi-mektup/</a></p> 
            </td>
      	</tr>
 	]]> </description>
		<pubDate>22 Oct 2007 15:52:24 GMT</pubDate>
		<guid>http://mektuplarim.azbuz.com/readArticle.jsp?objectID=5000000004916490</guid>
	</item>
	
	<item>
	  <dc:creator>yasinyilmaz (yasin yılmaz)</dc:creator>
		<title>Tevfik R&#252;&#351;t&#252; Aras&apos;tan tarihi mektup </title>
		<category>Blog</category>
		<link>http://mektuplarim.azbuz.com/readArticle.jsp?objectID=5000000004915702</link>
		<description><![CDATA[
		<img src="http://www.azbuz.com/images/rssblank.gif" alt="" border="0"/>
		<table border="0" cellpadding="0" cellspacing="0">
    	<tr>
        	<td> <p>Türkiye'nin Musul-Kerkük petrollerinden alacağının olup olmadığı tartışılırken dönemin Dışişleri Bakanı Tevfik Rüştü Aras'ın 5 Haziran 1926'da İngiltere ve Irak temsilcisine yazdığı mektup, tarihi gerçekleri gözler önüne seriyor. Aras'ın İngiltere Sefiri Sir Şarl Lindzey ve Irak Murahhası Nuri Said Paşa'ya gönderdiği mektupta, Türkiye'nin yüzde 10'luk hakkını 25 yıl süreyle alabileceği ya da 500 bin İngiliz Lirası olarak da tahsil edilebileceği belirtiliyor. Aras, Türkiye'nin 500 bin İngiliz Lirası'nı bir defada almak istemesi durumunda hükümet olarak 12 ay içinde başvuruda bulunacaklarını ve bu başvuruya bir ay içinde cevap verilmesi gerektiğini hatırlatıyor. Aras, Türkiye'nin bu şartlar çerçevesinde anlaşmaya imza koyduğunu belirtiyor.<br><br>Aras'ın bu mektubuna karşılık Türkiye'nin 500 bin İngiliz Lirası'nı tahsil etmek için ikinci bir başvuru yapmadığı belirtildi. Arşivlerde böyle bir belge bulunmuyor. Dışişleri kayıtlarına göre Türkiye, Musul-Kerkük üzerindeki alacaklarını 25 yıl esasına göre tahsil etti.<br><br><font color="black"><b>İşte 77 yıllık o mektup</b></font><br><br>Hariciye Vekili Tevfik Rüştü Bey Efendi tarafından Ingiltere Sefiri Sir Şarl Lindzey Cenablarına ve Irak Murahhası Nuri Sait Paşaya yazılan müttehidülmeal mektupların tercümesidir:<br><br>'Aramızda bugün imza edilen muahedenin on dördüncü maddesine atfen berveçhizir vukubulan beyanatınızı havi olarak bugünkü tarihli gönderdiğiniz notayı ahiz ve senet ittihaz ettiğimi arzederim.<br><br>Bu muahedenin mevkii meriyete vaz'ını takip eden ONİKİ AY içinde Türkiye Hükümeti mezkur maddede mevzuubahis olan aidattaki hissesini sermayeye tahvil etmek arzusunda bulunduğu takdirde Irak Hükümetini arzusundan haberdar edecek ve mezkur Hükümet ihbarı vakıı takip eden OTUZ GÜN zarfında bu maddenin tamamii ifası zımnında Türkiye Hükümetine BEŞYÜZ BİN İNGİLİZ LİRASI tesviye edecektir. Diğer taraftan şurası da mukarrerdir ki Türkiye Hükümeti mezkur aidattaki menafiini evvel emirde Irak Hükümetine bir tarafı salisin tediyeye amade olabileceği fiattan daha yüksek olmamak üzere mübayaa etmek fırsatını vermeksizin elinden çıkarmamağı taahhüt eyler. Teati edilen işbu notaların bugün imza edilen muahedenin cüz'ü mütemmimini teşkil ettiği takarrür etmiştir.'<br><br>Dr. T. Rüştü 5 Haziran 1926<br><br><font color="black"><b>Mutlu ÇÖLGEÇEN</b></font></p><p><b></b>&nbsp;</p><p><b><a href="http://www.aksam.com.tr/arsiv/aksam/2003/01/09/politika/politika4.html" target="_blank" class="pageLinks">http://www.aksam.com.tr/arsiv/aksam/2003/01/09/politika/politika4.html</a></b></p><p>&nbsp;</p><p><br></p> 
            </td>
      	</tr>
 	]]> </description>
		<pubDate>22 Oct 2007 15:49:14 GMT</pubDate>
		<guid>http://mektuplarim.azbuz.com/readArticle.jsp?objectID=5000000004915702</guid>
	</item>
	
	<item>
	  <dc:creator>yasinyilmaz (yasin yılmaz)</dc:creator>
		<title>Of E&#351;raf&#305;ndan Tarihi Mektup </title>
		<category>Blog</category>
		<link>http://mektuplarim.azbuz.com/readArticle.jsp?objectID=5000000004916252</link>
		<description><![CDATA[
		<img src="http://www.azbuz.com/images/rssblank.gif" alt="" border="0"/>
		<table border="0" cellpadding="0" cellspacing="0">
    	<tr>
        	<td> <div>İstanbul’da Sebilürreşad İdarehanesine,<br><br><b>Efendim, </b><br><br>Kazamız ahalisinin kanaatlerine tercüman olan aşağıdaki isteklerimizin, bütün İslam Alemi’nin güvencesi (dayanağı) olan gazetenizde yayımlanmasını özellikle rica ederiz.<br><br><b>OF 25 Teşrin-i Evvel 339 – 8 Kasım 1923</b><br><br>Türk’lerin en büyük amacı, vatanlarıyla beraber dinlerinin de korunmasıdır. Türk’ler İslamiyet’i kabul ettikten sonra bütün toplumsal fikirleri İslamiyet’le yoğrulmuştur. O derecededir ki, Türk demek, İslam demek olmuştur. Bundan dolayı Türklüğü İslamiyet’ten ayırmak imkânsızdır.<br><br>Birinci Dünya Savaşı’ndan önce, milliyet ve mevcudiyetlerini kaybetmiş bir takım yabancı şahsiyetler memleketimize sokulmuş ve memleketin birliğini, toplumsal değerlerini bozacak akımlar meydana getirmeye çalışmışlardı. Üzülerek görüyoruz ki bu şahsiyetler bu gün de faaliyetlerini sürdürmektedirler. <br><br>Bir de uzun zamandan beri gazetelerde görülen çağdaşlık, laiklik gibi meselelerden maksadın ne olduğu şimdi ortaya çıkıyor. Toplumun dini inançları ile örf ve adetlerini yobazlık (gericilik) sayan bu adamlar gürültü ile Türk halkını milliyetsiz, töresiz, dinsiz bir halk yapmanın kolay bir iş mi olduğunu sanıyorlar? <br><br>Emin olsunlar ki, bütün Müslümanlar bu gibi kimselere yalnız amansız bir töre düşmanı değil, vatanın da en aşırı düşmanı gözüyle bakmaktadırlar. Milli hukukumuz olan Fıkhımız, milli ahlak ve içtimaiyatımızın yerine batının kokuşmuş, modası geçmiş şeylerini getirmek isteyen bu kör taklitçilerin sözlerini gazete sütunlarında gördükçe bunların Türk olduğuna bir türlü inanamıyoruz. <br><br>Türk’ler, Müslüman’lar nasıl Batının düşkünü olur? Nasıl batının fuhşa bulaşmış ahlak ve toplumsal değerlerini kabul eder? Batının teknolojisini ve ekonomisini alcağız, ziraat ve ticareti ile rekabet edeceğiz. Fakat hiçbir zaman varlığımızı ve değerlerimizi batıya feda etmeyeceğiz. Biz Türk’üz, Müslüman’ız, şarklıyız. Batının kanunlarına, örfüne fikirlerine, zilletin tam kendisi olan toplumsal yapısına muhtaç değiliz. <br><br>Batılı düşmanlarımız, memleketimizi silah kuvvetiyle kendilerine mal etmeyi adeta imkânsız bulduklarından dolayıdır ki, kaleyi içinden fethetmeye çalışıyorlar. Bizim dinimize, örf ve adetlerimize hücum edenler kimin hesabına çalışıyorlar? Bizi biz olmaktan çıkartmak isteyenlerin bu memlekette kaç kişiden ibaret olduklarını bilmez değiliz. Öyle yaygarayla, gürültüyle Türk’ler, zillet ve helak çukuruna doğru sürüklenemezler. <br><br>Bu memlekette yaşmak isterlerse, bu memlekette halkının dinine, ahlak ve adetlerine saygılı olacaklardır. Aksi takdirde yolları açıktır. Türk’ün toplumsal değerlerini kırmağa kalkışmasınlar. Batıda, beğendikleri yerlerde yaşasınlar. Türk’ler, Müslüman’lar, ahlaki perdeleri yırtmak, dini anlayışları kırmak ile değil, belki bunları kuvvetlendirme ile yükseleceklerdir. Milletin arzusu budur. Herkes bunu böylece bilmelidir.<br><br><b>İmzalar:</b> Çakır Zade (Çakıroğlu) Halim Sıtkı, Müftü Ahmet Fevzi, Müderris Dursun Feyzi, Belediye Reisi Sarı Ali Zade <b>(Saral)</b> Ömer Lütfi, Sarı Ali Zade Sadullah, Sarı Ali Zade Halim, Abdülkerim Zade Halil, Şinoğlu Yusuf Ziya, Ram Zade Ahmet, Mehmet, Ömer Sadri, İsmail Hakkı, Salihoğlu Süleymanoğlu Ömer, Seyyid İlyas, Çakır Zade Ali Rıza.<br><br><br><br>NOT: Yukarıdaki yazı 8 Kasım 1923 Tarihli Sebilürreşad Dergisinin 23. Cildinin 574. Sayısının 28. Sayfasından alınmıştır.</div><div>__________________</div><div>&nbsp;</div><div>&nbsp;</div><div><a href="http://www.delikanforum.net/cumhuriyet-tarihi/47206-ethrafyndan-tarihi-mektup.html#post421850" target="_blank" class="pageLinks">http://www.delikanforum.net/cumhuriyet-tarihi/47206-ethrafyndan-tarihi-mektup.html#post421850</a></div><div><br>&nbsp;</div> 
            </td>
      	</tr>
 	]]> </description>
		<pubDate>22 Oct 2007 15:47:22 GMT</pubDate>
		<guid>http://mektuplarim.azbuz.com/readArticle.jsp?objectID=5000000004916252</guid>
	</item>
	
	<item>
	  <dc:creator>yasinyilmaz (yasin yılmaz)</dc:creator>
		<title>Mektubun Tarihi</title>
		<category>Blog</category>
		<link>http://mektuplarim.azbuz.com/readArticle.jsp?objectID=5000000004916399</link>
		<description><![CDATA[
		<img src="http://www.azbuz.com/images/rssblank.gif" alt="" border="0"/>
		<table border="0" cellpadding="0" cellspacing="0">
    	<tr>
        	<td><img src="http://s.azbuz.com/uploads/images/49/16/5000000004916399.gif" align='right' border='0'> <b><font face="Georgia" size="2">Mektup, yazının bulunduğu tarihe kadar ortaya çıkmış eski edebiyat türlerinden biridir. Eldeki en eski örnekler; Mısır firavunlarının diplomatik mektupları (MÖ 15. - 14. yüz yılları) ile Hitit krallarının Hattuşa (Boğazköy) arşivinde bulunan mektuplarıdır. Batı edebiyatında mektup türünün ilk örneklerini, Yunan edebiyatında görürüz. Mektup, bir edebiyat türü olarak, özellikle Latin edebiyatında gelişip yaygınlaşmıştır. Bu alanda yazanların başında Cicero (MÖ 106 - 43) gelir. Rönesans’tan bu yana Avrupa’da çeşitli ülkelerde bu türün yaygınlaştığı görülür. Özellikle Fransa’da mektup türü büyük gelişme göstermiştir. Mektup türünün Türk edebiyatında epey uzun bir geçmişi vardır. Münşeatlarda (Nesir halindeki yazıları bir araya<font color="#ff00ff"> </font><font color="black">toplanmasından meydana gelen eserlere denir.) resmi ve özel mektuplara geniş yer verilirdi. Şinasi’ nin öncülüğünde başlayan düz anlatım akımı, mektuplarda da etkisini göstermiş; Tanzimat’tan bu yana yazılan özel mektuplarda yapmacıksız, doğal bir anlatım kullanılmıştır.</font><br><br></font></b><font color="black"><br><br><b>Başka bir yerde bulunan kişiye yada kuruma bir bilgi iletmek amacıyla yazılan yazılara mektup denir.<br><br>Mektubun diğer yazı türlerinden ayrı bir özelliği vardır. Herşeyden önce; bağımsızdır,ufukları alabildiğine geniştir,dar kalıplar ve kurallar içinde tanımlanamaz. Konuları oldukça bol ve sınırsızdır. Doğallığın ve içtenliğin en çekici belgesidir. Elbette ki herkese aynı içtenlikle mektup yazılmaz. Gönderdiğimiz kişi yada kurumla olan ilginin derecesine göre,mektubun hitap bölümünden,amaç,hatta sonuç bölümüne kadar değişen üslup özelliği vardır.<br>Mektup kişiliğimizin bir aynasıdır. Saygımız,sevgimiz,karakterimiz,inancımız,görüş ve düşüncelerimiz hatta kültürümüz mektubumuza yansır.<br>Basit bir yazı türü gibi görülmesine rağmen mektubun da kendine özgü bir düzeni,bir disiplini,bir planı vardır.<br>Mektup Yazarken Nelere Dikkat Edilmelidir?<br>· Mektup yazarken kullanacağımız kağıt ve zarf temiz olmalıdır. Bu basit ayrıntı karşımızdakine verdiğimiz değeri gösterir.<br>· Mektuptaki hitap,göndereceğimiz kişi yada kurum göz önünde bulundurularak seçilmelidir: Sevgili Kardeşim, Canım Kardeşim, Canım<br>· Babacığım, Aziz Dostum, Saygıdeğer Büyüğüm, Sayın Murat Bey, Sayın Genel Müdür...<br>· Mektupta daha sonra giriş ve amaç bölümüne geçilir. Bu bölümde mektubun niçin yazıldığı belirtilir.<br>· Sonuç bölümünde daha çok klişe sözlere yer verilerek, hoşa gidici bir dilekle mektup bitirilir ; sevgi ve saygılar sunar,esenlikler dilerim. gibi.<br>· Öfkeli anlarda kesinlikle mektup yazılmamalıdır.<br>· Mektupta kullanılan ağır ve kırıcı sözler, ileride pişmanlığa yol açabilir. Ancak, yazının kalıcı etkisi nedeniyle, yarattığı kırgınlık tümüyle unutulamaz.<br><br>· Mektup Türleri<br><br>Mektuplar, konularına ve yazanla yazılan arasındaki ilgiye göre üçe ayrılır :<br>1. Özel mektuplar<br>2. Resmi mektuplar<br>3. İş mektupları<br><br>Özel Mektuplar<br><br>Birbirine yakın, tanışık insanlar ve eş dost arasında yazılan mektuplardır.<br><br>Tebrikler<br><br>Bayramlarda, yılbaşlarında veya mutlu bir olay dolayısıyla karşı tarafa iyilik ve mutluluk dileklerinde bulunmak amacıyla yazılan kısa,öz ve içten mektuplardır. Bunlarda kağıt yerine daha çok basılı kartlar kullanılmaktadır.<br><br>Telgraf<br><br>Mektubun gecikebileceği ivedi durumlarda bildirilmesi gereken istek, olay ve haberleri, kısa ve öz olarak anlatan bir mektup türüdür. Telgrafta az ve öz ifade önemlidir.<br>§ Alacak olanın adı,soyadı ve açık adresi yazılır.<br>§ Telgraf çekmemize sebep olan konu,kısa ve öz olarak ifade belirtilir.<br>§ Sağ alt köşeye gönderenin adı ve soyadı yazılır.<br>§ Telgraf metninin altına bir çizgi çekilir. Bu çizginin altına gönderenin adresi yazılır. Bu bilgi,alıcının bulunmaması durumunda telgrafın iadesi için gereklidir. Ücrete tabi değildir.<br>Telgraf,bugün kullanım alanı yok denecek kadar az kalmış bir yazışma türüdür.<br><br>Resmi Mektuplar<br><br>Devlet dairelerinin kendi aralarında veya kişilerle devler daireleri arasında yazılan mektuplardır. Bu tür mektuplarda, konunun uzunluğuna göre tam veya yarım sayfa boyutunda çizgisiz,beyaz kağıtlar kullanılır. Anlatım ciddi ve ağırbaşlı olmalıdır. Konu dışında ayrıntılara ve özel isteklere yer verilmez. Konu en açık ve yalın biçimde ele alınır. Üst makam yetkilisi alt makamdakine yazdığı yazıyı “rica ederim”, alt makamdaki üst makamdakine “bilgilerinize saygıyla sunarım” veya “arz ederim” şeklinde bitirmelidir.<br>Resmi Yazışmalarda Dikkat Edilecek Noktalar :<br>· Kağıdın üst yanından iki santim aşağıda ve ortada olmak üzere yazının çıktığı dairenin adresi bulunur.<br>· Sağ üst köşeye tarih konur.<br>· Yazıya başlamadan,hangi tarih ve sayılı yazıya cevap olarak yazıldığı belirtilir.<br>· Yazının ilk paragrafında sorun veya konu ortaya konur.<br>· Gelişme paragraflarında,bizim konu hakkındaki görüşümüz belirtilir,bizden istenilen bilgiler verilir.<br>· Sonuç bölümünde,yazının gönderildiği makamın durumuna göre ( alt makam,üst makam ) yazı,rica yada sunu biçimlerinden biriyle bitirilir.<br>· Resmi yazıyı tamamlayan evraklar,metnin sol alt kısmına,sıra numarası verilerek belirtilir.<br>· Kağıdın sol en alt köşesine yazıyı daktilo edenle,konuyla ilgili bölüm şefinin ad ve soyadlarının ilk harfleri yazılır.<br><br>İş Mektupları<br><br>Ticaret ve endüstri kurumlarının birbirlerine ve kişilere, kişilerin bu kurumlara gönderdikleri mektuplara iş mektubu denir. İşyerleri bu mektuplarda, firma ismini taşıyan başlıklı ( antetli ) beyaz kağıtlar kullanırlar. Yazıda daktilo ( veya bilgisayar ) kullanmak yerleşmiş bir kuraldır. İş mektuplarında da konu kısa,öz olarak açık ve yalın bir anlatımla ele alınmalıdır. Resmi mektupların özellik ve yazılışlarını kavramış olmak bu tür mektup yazmada da büyük kolaylık sağlar.<br>İş Mektuplarının Yazılışında Uyulacak Kurallar :<br>· Ciddi bir anlatım kullanılmalı, kısa ve özlü bir anlatım yolu seçilmelidir.</b></font><br><b>· Her iş için ayrı bir mektup yazılmalıdır.<br>· Daktilo veya mavi mürekkepli dolma kalem kullanılmalıdır.<br>· Ele alınan konu hakkında amaca uygun açıklamalar yapılmalı, gerekli yerlerde teknik terimler kullanılmalıdır.<br>· İstekler yapmacıklığa kaçmadan ciddi bir hava içinde belirtilmeli, saygı bildiren kelimeler ölçülü şekilde kullanılmalıdır.<br>· Eğer yazılan iş mektubu, bir başka mektuba cevap niteliği taşıyorsa,bu, metnin başında “ilgi” bölümünde belirtilmelidir. Bunun için o mektubun tarihi ve numarasının yazılması yeterlidir.</b><div>__________________<br><div align="center"><br><b><i>Aslolan Hayattır, Hayatta</i> <font size="2"><font face="Georgia">BEŞİKT</font></font><font color="red"><font size="2"><font face="Georgia">AŞK</font></font></font></b><br><br><br><img src="http://www.forumta.com/images/smilies/bjk.gif" > <b><font size="3">BEŞİKT<font color="red">AŞK</font></font></b> <img src="http://www.forumta.com/images/smilies/bjk.gif" ></div><div align="center">&nbsp;</div><div align="center">&nbsp;</div><div align="center"><a href="http://www.forumta.com/genel-kultur/184197-mektup-nedir-mektubun-tarihi.html" target="_blank" class="pageLinks">http://www.forumta.com/genel-kultur/184197-mektup-nedir-mektubun-tarihi.html</a></div><div align="center">&nbsp;</div></div> 
            </td>
      	</tr>
 	]]> </description>
		<pubDate>22 Oct 2007 15:44:27 GMT</pubDate>
		<guid>http://mektuplarim.azbuz.com/readArticle.jsp?objectID=5000000004916399</guid>
	</item>
	
	<item>
	  <dc:creator>yasinyilmaz (yasin yılmaz)</dc:creator>
		<title>DO&#286;MAMI&#350; &#199;OCU&#286;A MEKTUP</title>
		<category>Blog</category>
		<link>http://mektuplarim.azbuz.com/readArticle.jsp?objectID=5000000004818415</link>
		<description><![CDATA[
		<img src="http://www.azbuz.com/images/rssblank.gif" alt="" border="0"/>
		<table border="0" cellpadding="0" cellspacing="0">
    	<tr>
        	<td><img src="http://s.azbuz.com/uploads/images/48/18/5000000004818415.gif" align='right' border='0'> Benim için dünya tatlısı şeyler, ama ya senin için? <br>İlk giydirdiğimde bar bar bağıracak, tekmeler atacaksın. Sıkılacaksın ayakkabı giymekten hiç kuşkum yok. Ama ben hiç aldırmadan gene de giydireceğim, hatta yoksa üşütürsün diyeceğim ve zamanla alışacaksın. <br>Boyun eğecek, evcilleşeceksin, öyle ki gün gelecek ayağın çıplak olduğundan canın acıyacak. Ve bu upuzun bir kölelik zincirinin başlangıcı olacak. <br>İlk halka her zaman için ben olacağım, çünkü bensiz yapamayacaksın. Seni doyuran, örten, koruyan, yıkayan, kollarında taşıyan ben. Derken, daha sonra kendi kendine yürümeye, kendi kendine yemek yemeye, nereye gideceğine, ne zaman yıkanacağına kendi kendine karar vermeye başlayacaksın. Ama bu kez de başka başka başka biçimlerde çıkacak karşına kölelik. <br>Benim yönergelerim. Benim doğru bulduklarım. Ve senin, dediklerimin karşıtını yaparsan beni inciteceğin konusundaki korkun. <br>Seni bir kuş misali kendi başına uçmaya bırakıncaya değin çok zaman geçecek sence elbet. <br>Oysa kuşlar uçmayı öğrenen yavrularını hemen salıverirler yuvadan. <br>Neyse, günün birinde o gün gelecek ve ben seni salıvereceğim, yeşil ve kırmızı ışıklara bakarak caddeyi kendi kendine geçmene izin vereceğim.<br>İteleyeceğim seni. Ama bu senin özgürlüğünü arttırmaya yaramayacak çünkü duygusal kölelikle, pişmanlık köleliğiyle bağlı kalacaksın bana. Kimileri buna aile köleliği diyorlar.<br>Aile kavramına inanmıyorum ben. <br>Aile, kişileri daha iyi denetlemek, onların kurallara, efsanelere bağlılıklarını daha iyi sömürmek için, bu dünyayı kim örgütlemişse onun tarafından uydurulmuş bir yalan. <br>Yalnız olduğumuzda daha kolay başkaldırırız, başkalarıyla birlikteysek daha kolay uzlaşırız düzenle. <br>Başkaldırıyı göze alamayan bir dizgenin borazanından başka bir şey değil aile, ve kutsallığı palavranın büyüğü. <br>Aynı adı taşımaya, aynı çatı altında yaşamaya zorunlu kılınmış, çoğu kez birbirlerinden nefret eden bir kadın, erkek ve çocuklar kümesi hepsi hepsi. Ama gene de pişmanlık var, ağlar var, en korkunç fırtına karşısında bile eğilmeyen ağaçlar gibi içimize kök salmış, açlık ve susuzluk kadar kaçınılmaz bir şeyler... <br>Tüm iradenle, mantığınla ne denli savaşırsan savaş bunlardan kurtulamazsın. Onları unuttuğunu bile sanabilirsin, ne ki günün birinde yeniden çıkarlar karşına, acımasızca, karşı koyamayacağın biçimde, ve herhangi bir celladınkinden daha sıkı bir yağlı ip geçirirler boynuna. Ve seni boğarlar.<br>Bu köleliğin yanı sıra, başkalarınca, yani karınca yuvasında yaşayan binlerce ve binlerce kişi tarafından omuzlarına yüklenecek bir kölelik daha var. <br>Onların yasaları, onların alışkanlıkları. Onların alışkanlıklarını incelemek, onların yasalarına saygı göstermek ne boğucu, ne bunaltıcıdır bilemezsin. Şunu yapma, bunu yapma, ille de şunu yap, bir de bunu yap... <br>Ve bütün bunlara özgürlük konusunda az çok fikri olanlar arasındaysan gene de katlanılabilirse de, sana özgürlüğü düşleme lüksünü bile çok gören küstahlar arasına düştüğünde cehennem azabı çekersin. <br>Küstahların yasalarının bir tek iyi yanı var: Savaşarak, ölerek karşı gelebilirsin onlara. <br>İyi insanların yasalarından ise kurtulmanın yolu yok, çünkü onlarınkini benimsemenin soylu bir davranış olacağı öğretilecek sana. <br>Hangi düzende hangi dizgede yaşarsan yaşa, hiçbir zaman kurtulamayacağın bir yasa var: Her zaman en güçlü olan, en kıyıcı olan, en az cömert kazanır! <br>Kaçınamayacağın bir başka yasa da yemek için paraya, uyumak için paraya, bir çift ayakkabı giyebilmek için paraya, kışın ısınmak için paraya gereksinmen olacağı ve bu parayı kazanmak için çalışmak zorunda olduğun. <br>Çalışmanın gerekliliğinden, çalışmanın yaşam sevinci verdiğinden, çalışmanın onurundan çok söz açacaklar sana. <br>İnanma. O da yalan. <br>Bu dünyayı kim düzenlemişse onun işlerini kolaylaştırmak için uydurulmuş bir yalan. <br>Çalışma bir tür şantajdır; yaptığın işi sevsen bile. <br>Her zaman başkaları için çalışırsın, hiçbir zaman kendin için değil. Her zaman çaba harcayarak çalışırsın, hiçbir zaman sevinçle değil. <br>Ve hiçbir zaman istediğin zaman istediğin zaman değil. <br>Hiç kimseye bağımlı değilsen bile, salt kendi bir karış toprağını işliyorsan bile, güneşin, yağmurun, mevsimlerin buyruğuna uyarak çapa sallamak zorundasın. <br>Kimseye boyun eğmek durumunda olmayıp, kendi işini özgürce, kendi bildiğin gibi yürütebiliyor olsan bile, gene de başkalarının isteklerine uymak, boyunduruğa girmek zorundasın. <br>Belki çok eski bir geçmişte, anısı bile kalmayacak kadar eski bir geçmişte, anısı bile kalmayacak kadar eski bir geçmişte dünya böyle değildi. <br>Çalışmak bir şölen bir sevinçti belki. Ama o zamanlar dünyada çok az insan vardı ve kimse onlarla uğraşmıyordu. Sen, adına İsa dedikleri bir adamın doğuşundan tam bin dokuz yüz yetmiş altı yıl sonra geleceksin dünyaya. İsa ise ilk insandan (onun adı bile yok) yüz binlerce yıl sonra doğmuş. <br>Ve işte o gün bugündür işler kötülemiş, kötülemiş, demin sana anlattığım duruma gelmiş. Geçenlerde yapılan bir istatistiğe bakılırsa dünya yüzünde dört milyar kişi olmuşuz bile. <br>Bu yığına katılacaksın. Sonra da eskiyi düşünüp, ılık suyun içinde yüzdüğün o yalnızlık günlerini özleyeceksin çocuk!<br>.........<p>&nbsp;</p><p>&nbsp;</p><p><a href="http://www.rehberliknet.net/index.php?pid=275" target="_blank" class="pageLinks">http://www.rehberliknet.net/index.php?pid=275</a></p> 
            </td>
      	</tr>
 	]]> </description>
		<pubDate>17 Oct 2007 10:07:59 GMT</pubDate>
		<guid>http://mektuplarim.azbuz.com/readArticle.jsp?objectID=5000000004818415</guid>
	</item>
	
	<item>
	  <dc:creator>yasinyilmaz (yasin yılmaz)</dc:creator>
		<title>KEMAL TAH&#304;R&apos;E MEKTUP </title>
		<category>Blog</category>
		<link>http://mektuplarim.azbuz.com/readArticle.jsp?objectID=5000000004818279</link>
		<description><![CDATA[
		<img src="http://www.azbuz.com/images/rssblank.gif" alt="" border="0"/>
		<table border="0" cellpadding="0" cellspacing="0">
    	<tr>
        	<td> <b><font size="4">KEMAL TAHİR'E MEKTUP</font></b> <br>&nbsp; <p><b>«Malatya» diyorum,</b> <br><b>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; senin çatık kaşlarından başka bir şey gelmiyor aklıma.</b> <br><b>Bursa'da kaplıcalar</b> <br><b>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Amasya'da elma</b> <br><b>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Diyarbakır'da karpuz ve akrep.</b> <br><b>fakat senin oranın,</b> <br><b>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Malatya'nın</b> <br><b>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; nesi meşhurdur,</b> <br><b>yemişlerinden ve böceklerinden hangisi,</b> <br><b>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; suyu mu, havası mı?</b> <br><b>Düşün ki hapisanesi hakkında bile fikrim yok.</b> <br><b>Yalnız :</b> <br><b>bir oda,</b> <br><b>bir tek penceresi var :</b> <br><b>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; çok yüksek olan tavana yakın.</b> <br><b>Sen ordasın</b> <br><b>dar ve uzun bir kavanozda</b> <br><b>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; küçük bir balık gibi...</b> <br><b>Teşbihim hoşuna gitmeyebilir.</b> <br><b>Hele bu günlerde</b> <br><b>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; kendini kafeste arslana benzetiyorsundur.</b> <br><b>Haklısın Kemal Tahir,</b> <br><b>emin ol ben de öyle,</b> <br><b>muhakkak ki arslanız,</b> <br><b>şaka etmiyorum</b> <br><b>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; hattâ daha dehşetli bir şey :</b> <br><b>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; insanız...</b> <br><b>Hem de hangi tarihte, hangi sınıftan,</b> <br><b>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; malum...</b> <br><b>Lâkin demir kafesle kavanoz bahsinde iş değişmiyor,</b> <br><b>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; ikisi de bir,</b> <br><b>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; hele bu günlerde...</b> <br><b>— Bunu içerde rahat ve masun</b> <br><b>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; yatan bilir — ...</b> <p><b>Hele bu günlerde,</b> <br><b>Sarıyerli Emin Beyin fıkralarına gülmek,</b> <br><b>sevgili kitapların ve domatesin lezzeti,</b> <br><b>tahtakurularına rağmen uyku</b> <br><b>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; — günde üç tatlı kaşığı Adonille de olsa —</b> <br><b>ve Tahir'in oğlu Kemal</b> <br><b>hattâ mektup gelmesi senden</b> <br><b>ve hattâ ses duymak, dokunmak, görebilmek havanın ışığını,</b> <br><b>karıma olan aşkımdan başka</b> <br><b>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; nefsimin herhangi bir rahatlığını</b> <br><b>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; affedemiyorum...</b> <p><b>Fartı-hassasiyet?</b> <br><b>Değil.</b> <br><b>Döğüşememek,</b> <br><b>bir mavzer kurşunu kadar olsun</b> <br><b>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; bilfiil</b> <br><b>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; doğrudan doğruya...</b> <br><b>Ancak kavgada vurulan acı duymaz</b> <br><b>ve kavga edebilmek hürriyetidir</b> <br><b>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; en mühimi hürriyetlerin.</b> <br><b>İçerim yanıyor, Kemal,</b> <br><b>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; dışarım serin...</b> <p><b>Anlıyorsun ya,</b> <br><b>zaten ettiğim lâf</b> <br><b>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; bizim lâflarımızın herhangi biri :</b> <br><b>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; çok konuşulmuş,</b> <br><b>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; ve konuşulmakta olan...</b> <br><b>Şimdi kim bilir kaç yerde, kaç insan,</b> <br><b>dizlerinde âtıl ve çaresiz yatan ellerine küfredip acıyarak</b> <br><b>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; bu lâfları ediyor...</b> <p><b>Anlıyorsun ya,</b> <br><b>zarar yok,</b> <br><b>ben anlatacağım yine!...</b> <br><b>Elden hiçbir şey gelmediği zaman</b> <br><b>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; konuşup anlatmanın alçak tesellisi?</b> <p><b>Belki evet,</b> <br><b>belki hayır...</b> <br><b>Hayır öyle değil.</b> <br><b>Hangi teselli bırak be dinini seversen bırak...</b> <br><b>Bu, düpedüz,</b> <br><b>başın önde, olduğun yerde dolanarak</b> <br><b>kükremek, böğürüp bağırmak, Kemal...</b> <p><b>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; 1941, Sonbahar..</b> </p><p>&nbsp;</p><p>&nbsp;</p><p>&nbsp;</p><p><a href="http://www.siirgen.org/siir/n/nazim_hikmet/kemal_tahire_mektup.htm" target="_blank" class="pageLinks">http://www.siirgen.org/siir/n/nazim_hikmet/kemal_tahire_mektup.htm</a></p></p> 
            </td>
      	</tr>
 	]]> </description>
		<pubDate>17 Oct 2007 09:58:07 GMT</pubDate>
		<guid>http://mektuplarim.azbuz.com/readArticle.jsp?objectID=5000000004818279</guid>
	</item>
	
	<item>
	  <dc:creator>yasinyilmaz (yasin yılmaz)</dc:creator>
		<title>k&#305;z&#305;m YASEM&#304;N ECR&#304;N (Video)</title>
		<category>Video</category>
		<link>http://video.azbuz.com/videoParts/view.jsp?videoId=41000000000961902</link>
		<description><![CDATA[
		<img src="http://www.azbuz.com/images/rssblank.gif" alt="" border="0"/>
		<table>
			<tr><td><object classid="clsid:D27CDB6E-AE6D-11cf-96B8-444553540000" width="450" height="370"><param name="movie" value="http://www.azbuz.com/AzbuzVideo?videoId=41000000000961902&mode=e" /><param name="FlashVars" value="config=41000000000961902&type=A"/><embed src="http://www.azbuz.com/AzbuzVideo?videoId=41000000000961902&mode=e" flashvars="&config=41000000000961902&type=A" width="450" height="370" type="application/x-shockwave-flash"></embed></object></td></tr>
			<tr><td>Dünyaya merhaba..</td></tr>
		</table>]]> </description>
		<pubDate>29 Sep 2008 05:59:49 GMT</pubDate>
		<guid>http://video.azbuz.com/videoParts/view.jsp?videoId=41000000000961902</guid>
	</item>
	
	<item>
	  <dc:creator>yasinyilmaz (yasin yılmaz)</dc:creator>
		<title>AKBANK yeni krdi kart&#305; (Video)</title>
		<category>Video</category>
		<link>http://video.azbuz.com/videoParts/view.jsp?videoId=41000000000961901</link>
		<description><![CDATA[
		<img src="http://www.azbuz.com/images/rssblank.gif" alt="" border="0"/>
		<table>
			<tr><td><object classid="clsid:D27CDB6E-AE6D-11cf-96B8-444553540000" width="450" height="370"><param name="movie" value="http://www.azbuz.com/AzbuzVideo?videoId=41000000000961901&mode=e" /><param name="FlashVars" value="config=41000000000961901&type=A"/><embed src="http://www.azbuz.com/AzbuzVideo?videoId=41000000000961901&mode=e" flashvars="&config=41000000000961901&type=A" width="450" height="370" type="application/x-shockwave-flash"></embed></object></td></tr>
			<tr><td>.........</td></tr>
		</table>]]> </description>
		<pubDate>29 Sep 2008 05:57:51 GMT</pubDate>
		<guid>http://video.azbuz.com/videoParts/view.jsp?videoId=41000000000961901</guid>
	</item>
	
	<item>
	  <dc:creator>yasinyilmaz (yasin yılmaz)</dc:creator>
		<title>akbank ihtiya&#231; kredisi. (Video)</title>
		<category>Video</category>
		<link>http://video.azbuz.com/videoParts/view.jsp?videoId=41000000000584539</link>
		<description><![CDATA[
		<img src="http://www.azbuz.com/images/rssblank.gif" alt="" border="0"/>
		<table>
			<tr><td><object classid="clsid:D27CDB6E-AE6D-11cf-96B8-444553540000" width="450" height="370"><param name="movie" value="http://www.azbuz.com/AzbuzVideo?videoId=41000000000584539&mode=e" /><param name="FlashVars" value="config=41000000000584539&type=A"/><embed src="http://www.azbuz.com/AzbuzVideo?videoId=41000000000584539&mode=e" flashvars="&config=41000000000584539&type=A" width="450" height="370" type="application/x-shockwave-flash"></embed></object></td></tr>
			<tr><td>akbanktan her isteyene kredi.</td></tr>
		</table>]]> </description>
		<pubDate>10 Oct 2007 05:57:40 GMT</pubDate>
		<guid>http://video.azbuz.com/videoParts/view.jsp?videoId=41000000000584539</guid>
	</item>
	
	<item>
	  <dc:creator>yasinyilmaz (yasin yılmaz)</dc:creator>
		<title>t&#252;rk erke&#287;i d&#252;&#287;&#252;nde (Video)</title>
		<category>Video</category>
		<link>http://video.azbuz.com/videoParts/view.jsp?videoId=41000000000350309</link>
		<description><![CDATA[
		<img src="http://www.azbuz.com/images/rssblank.gif" alt="" border="0"/>
		<table>
			<tr><td><object classid="clsid:D27CDB6E-AE6D-11cf-96B8-444553540000" width="450" height="370"><param name="movie" value="http://www.azbuz.com/AzbuzVideo?videoId=41000000000350309&mode=e" /><param name="FlashVars" value="config=41000000000350309&type=A"/><embed src="http://www.azbuz.com/AzbuzVideo?videoId=41000000000350309&mode=e" flashvars="&config=41000000000350309&type=A" width="450" height="370" type="application/x-shockwave-flash"></embed></object></td></tr>
			<tr><td>dans heyecan türk erkeği</td></tr>
		</table>]]> </description>
		<pubDate>4 Jun 2007 05:29:56 GMT</pubDate>
		<guid>http://video.azbuz.com/videoParts/view.jsp?videoId=41000000000350309</guid>
	</item>
	
	<item>
	  <dc:creator>yasinyilmaz (yasin yılmaz)</dc:creator>
		<title>maskeli koyun (Video)</title>
		<category>Video</category>
		<link>http://video.azbuz.com/videoParts/view.jsp?videoId=41000000000272883</link>
		<description><![CDATA[
		<img src="http://www.azbuz.com/images/rssblank.gif" alt="" border="0"/>
		<table>
			<tr><td><object classid="clsid:D27CDB6E-AE6D-11cf-96B8-444553540000" width="450" height="370"><param name="movie" value="http://www.azbuz.com/AzbuzVideo?videoId=41000000000272883&mode=e" /><param name="FlashVars" value="config=41000000000272883&type=A"/><embed src="http://www.azbuz.com/AzbuzVideo?videoId=41000000000272883&mode=e" flashvars="&config=41000000000272883&type=A" width="450" height="370" type="application/x-shockwave-flash"></embed></object></td></tr>
			<tr><td>çığlık ve koyun versiyonu</td></tr>
		</table>]]> </description>
		<pubDate>3 May 2007 10:50:16 GMT</pubDate>
		<guid>http://video.azbuz.com/videoParts/view.jsp?videoId=41000000000272883</guid>
	</item>
	
	<item>
	  <dc:creator>yasinyilmaz (yasin yılmaz)</dc:creator>
		<title>sms kredi (Video)</title>
		<category>Video</category>
		<link>http://video.azbuz.com/videoParts/view.jsp?videoId=41000000000245981</link>
		<description><![CDATA[
		<img src="http://www.azbuz.com/images/rssblank.gif" alt="" border="0"/>
		<table>
			<tr><td><object classid="clsid:D27CDB6E-AE6D-11cf-96B8-444553540000" width="450" height="370"><param name="movie" value="http://www.azbuz.com/AzbuzVideo?videoId=41000000000245981&mode=e" /><param name="FlashVars" value="config=41000000000245981&type=A"/><embed src="http://www.azbuz.com/AzbuzVideo?videoId=41000000000245981&mode=e" flashvars="&config=41000000000245981&type=A" width="450" height="370" type="application/x-shockwave-flash"></embed></object></td></tr>
			<tr><td>akbankla sms kredi</td></tr>
		</table>]]> </description>
		<pubDate>20 Apr 2007 06:01:49 GMT</pubDate>
		<guid>http://video.azbuz.com/videoParts/view.jsp?videoId=41000000000245981</guid>
	</item>
	
	<item>
	  <dc:creator>yasinyilmaz (yasin yılmaz)</dc:creator>
		<title>hatuna bak hizaya gel (Video)</title>
		<category>Video</category>
		<link>http://video.azbuz.com/videoParts/view.jsp?videoId=41000000000245978</link>
		<description><![CDATA[
		<img src="http://www.azbuz.com/images/rssblank.gif" alt="" border="0"/>
		<table>
			<tr><td><object classid="clsid:D27CDB6E-AE6D-11cf-96B8-444553540000" width="450" height="370"><param name="movie" value="http://www.azbuz.com/AzbuzVideo?videoId=41000000000245978&mode=e" /><param name="FlashVars" value="config=41000000000245978&type=A"/><embed src="http://www.azbuz.com/AzbuzVideo?videoId=41000000000245978&mode=e" flashvars="&config=41000000000245978&type=A" width="450" height="370" type="application/x-shockwave-flash"></embed></object></td></tr>
			<tr><td>aman haa</td></tr>
		</table>]]> </description>
		<pubDate>20 Apr 2007 05:56:56 GMT</pubDate>
		<guid>http://video.azbuz.com/videoParts/view.jsp?videoId=41000000000245978</guid>
	</item>
	
	<item>
	  <dc:creator>yasinyilmaz (yasin yılmaz)</dc:creator>
		<title>akbank (Video)</title>
		<category>Video</category>
		<link>http://video.azbuz.com/videoParts/view.jsp?videoId=41000000000243487</link>
		<description><![CDATA[
		<img src="http://www.azbuz.com/images/rssblank.gif" alt="" border="0"/>
		<table>
			<tr><td><object classid="clsid:D27CDB6E-AE6D-11cf-96B8-444553540000" width="450" height="370"><param name="movie" value="http://www.azbuz.com/AzbuzVideo?videoId=41000000000243487&mode=e" /><param name="FlashVars" value="config=41000000000243487&type=A"/><embed src="http://www.azbuz.com/AzbuzVideo?videoId=41000000000243487&mode=e" flashvars="&config=41000000000243487&type=A" width="450" height="370" type="application/x-shockwave-flash"></embed></object></td></tr>
			<tr><td>wings</td></tr>
		</table>]]> </description>
		<pubDate>19 Apr 2007 09:25:46 GMT</pubDate>
		<guid>http://video.azbuz.com/videoParts/view.jsp?videoId=41000000000243487</guid>
	</item>
	
	<item>
	  <dc:creator>yasinyilmaz (yasin yılmaz)</dc:creator>
		<title>bankac&#305;n&#305;n y&#305;llara meydan okuyu&#351;u (Fotoğraf Albümü)</title>
		<category>Fotograf Albumu</category>
		<link>http://mektuplarim.azbuz.com/photoContestView.jsp?aId=16000000001180940</link>
		<description><![CDATA[
		<img src="http://www.azbuz.com/images/rssblank.gif" alt="" border="0"/>
		<table>
			<tr><td>"bankacinin_yillara_meydan_okuyusu" başlıklı fotoğraf albümü yaratılmıştır</td></tr>
			<tr><td><a href='http://mektuplarim.azbuz.com/photoContestView.jsp?aId=16000000001180940'>
			<img src='http://s.azbuz.com//uploads/p/118/0/940/1180940/10752875_s.jpg' alt='' border='0' /></a></td></tr>
		</table>]]> </description>
		<pubDate>4 Sep 2008 13:39:17 GMT</pubDate>
		<guid>http://mektuplarim.azbuz.com/photoContestView.jsp?aId=16000000001180940</guid>
	</item>
	
	<item>
	  <dc:creator>yasinyilmaz (yasin yılmaz)</dc:creator>
		<title>&#252;mraniyede sat&#305;l&#305;k daireler. (Fotoğraf Albümü)</title>
		<category>Fotograf Albumu</category>
		<link>http://mektuplarim.azbuz.com/photoContestView.jsp?aId=16000000001123879</link>
		<description><![CDATA[
		<img src="http://www.azbuz.com/images/rssblank.gif" alt="" border="0"/>
		<table>
			<tr><td>"umraniyede_satilik_daireler." başlıklı fotoğraf albümü yaratılmıştır</td></tr>
			<tr><td><a href='http://mektuplarim.azbuz.com/photoContestView.jsp?aId=16000000001123879'>
			<img src='http://s.azbuz.com//uploads/p/112/3/879/1123879/10070644_s.jpg' alt='' border='0' /></a></td></tr>
		</table>]]> </description>
		<pubDate>21 Jun 2008 12:50:57 GMT</pubDate>
		<guid>http://mektuplarim.azbuz.com/photoContestView.jsp?aId=16000000001123879</guid>
	</item>
	
	<item>
	  <dc:creator>yasinyilmaz (yasin yılmaz)</dc:creator>
		<title>ordan burdan (Fotoğraf Albümü)</title>
		<category>Fotograf Albumu</category>
		<link>http://mektuplarim.azbuz.com/photoContestView.jsp?aId=16000000000466637</link>
		<description><![CDATA[
		<img src="http://www.azbuz.com/images/rssblank.gif" alt="" border="0"/>
		<table>
			<tr><td>"ordan burdan" başlıklı fotoğraf albümü yaratılmıştır</td></tr>
			<tr><td><a href='http://mektuplarim.azbuz.com/photoContestView.jsp?aId=16000000000466637'>
			<img src='http://s.azbuz.com//uploads/p/46/6/637/466637/3813470_s.jpg' alt='' border='0' /></a></td></tr>
		</table>]]> </description>
		<pubDate>17 May 2007 05:38:15 GMT</pubDate>
		<guid>http://mektuplarim.azbuz.com/photoContestView.jsp?aId=16000000000466637</guid>
	</item>
	
	<item>
	  <dc:creator>yasinyilmaz (yasin yılmaz)</dc:creator>
		<title>erdem&apos;in d&#252;&#287;&#252;n&#252;nden. (Fotoğraf Albümü)</title>
		<category>Fotograf Albumu</category>
		<link>http://mektuplarim.azbuz.com/photoContestView.jsp?aId=16000000000466634</link>
		<description><![CDATA[
		<img src="http://www.azbuz.com/images/rssblank.gif" alt="" border="0"/>
		<table>
			<tr><td>"erdem'in düğününden." başlıklı fotoğraf albümü yaratılmıştır</td></tr>
			<tr><td><a href='http://mektuplarim.azbuz.com/photoContestView.jsp?aId=16000000000466634'>
			<img src='http://s.azbuz.com//uploads/p/46/6/634/466634/3035010_s.jpg' alt='' border='0' /></a></td></tr>
		</table>]]> </description>
		<pubDate>17 May 2007 05:34:29 GMT</pubDate>
		<guid>http://mektuplarim.azbuz.com/photoContestView.jsp?aId=16000000000466634</guid>
	</item>
	
	<item>
	  <dc:creator>yasinyilmaz (yasin yılmaz)</dc:creator>
		<title>&#231;anakkaleden (Fotoğraf Albümü)</title>
		<category>Fotograf Albumu</category>
		<link>http://mektuplarim.azbuz.com/photoContestView.jsp?aId=16000000000466632</link>
		<description><![CDATA[
		<img src="http://www.azbuz.com/images/rssblank.gif" alt="" border="0"/>
		<table>
			<tr><td>"çanakkaleden" başlıklı fotoğraf albümü yaratılmıştır</td></tr>
			<tr><td><a href='http://mektuplarim.azbuz.com/photoContestView.jsp?aId=16000000000466632'>
			<img src='http://s.azbuz.com//uploads/p/46/6/632/466632/3034999_s.jpg' alt='' border='0' /></a></td></tr>
		</table>]]> </description>
		<pubDate>17 May 2007 05:32:05 GMT</pubDate>
		<guid>http://mektuplarim.azbuz.com/photoContestView.jsp?aId=16000000000466632</guid>
	</item>
	
	<item>
	  <dc:creator>yasinyilmaz (yasin yılmaz)</dc:creator>
		<title>sat&#305;l&#305;k daire (Fotoğraf Albümü)</title>
		<category>Fotograf Albumu</category>
		<link>http://mektuplarim.azbuz.com/photoContestView.jsp?aId=16000000000466630</link>
		<description><![CDATA[
		<img src="http://www.azbuz.com/images/rssblank.gif" alt="" border="0"/>
		<table>
			<tr><td>"satılık daire" başlıklı fotoğraf albümü yaratılmıştır</td></tr>
			<tr><td><a href='http://mektuplarim.azbuz.com/photoContestView.jsp?aId=16000000000466630'>
			<img src='http://s.azbuz.com//uploads/p/46/6/630/466630/3034988_s.jpg' alt='' border='0' /></a></td></tr>
		</table>]]> </description>
		<pubDate>17 May 2007 05:28:26 GMT</pubDate>
		<guid>http://mektuplarim.azbuz.com/photoContestView.jsp?aId=16000000000466630</guid>
	</item>
	
	<item>
	  <dc:creator>yasinyilmaz (yasin yılmaz)</dc:creator>
		<title>a&#351;k&#305;ma (Fotoğraf Albümü)</title>
		<category>Fotograf Albumu</category>
		<link>http://mektuplarim.azbuz.com/photoContestView.jsp?aId=16000000000051194</link>
		<description><![CDATA[
		<img src="http://www.azbuz.com/images/rssblank.gif" alt="" border="0"/>
		<table>
			<tr><td>"aşkıma" başlıklı fotoğraf albümü yaratılmıştır</td></tr>
			<tr><td><a href='http://mektuplarim.azbuz.com/photoContestView.jsp?aId=16000000000051194'>
			<img src='http://s.azbuz.com//uploads/p/5/1/194/51194/1173789_s.jpg' alt='' border='0' /></a></td></tr>
		</table>]]> </description>
		<pubDate>27 Sep 2006 10:10:52 GMT</pubDate>
		<guid>http://mektuplarim.azbuz.com/photoContestView.jsp?aId=16000000000051194</guid>
	</item>
	
	<item>
	  <dc:creator>yasinyilmaz (yasin yılmaz)</dc:creator>
		<title>BEBEKLER (Fotoğraf Albümü)</title>
		<category>Fotograf Albumu</category>
		<link>http://mektuplarim.azbuz.com/photoContestView.jsp?aId=16000000000106379</link>
		<description><![CDATA[
		<img src="http://www.azbuz.com/images/rssblank.gif" alt="" border="0"/>
		<table>
			<tr><td>"BEBEKLER" başlıklı fotoğraf albümü yaratılmıştır</td></tr>
			<tr><td><a href='http://mektuplarim.azbuz.com/photoContestView.jsp?aId=16000000000106379'>
			<img src='http://s.azbuz.com//uploads/p/10/6/379/106379/1159969_s.jpg' alt='' border='0' /></a></td></tr>
		</table>]]> </description>
		<pubDate>31 Oct 2006 11:22:06 GMT</pubDate>
		<guid>http://mektuplarim.azbuz.com/photoContestView.jsp?aId=16000000000106379</guid>
	</item>
	
	<item>
	  <dc:creator>yasinyilmaz (yasin yılmaz)</dc:creator>
		<title>14 &#350;UBAT A&#350;KTAN MEKTUP (Fotoğraf Albümü)</title>
		<category>Fotograf Albumu</category>
		<link>http://mektuplarim.azbuz.com/photoContestView.jsp?aId=16000000000252399</link>
		<description><![CDATA[
		<img src="http://www.azbuz.com/images/rssblank.gif" alt="" border="0"/>
		<table>
			<tr><td>"14 ŞUBAT AŞKTAN MEKTUP" başlıklı fotoğraf albümü yaratılmıştır</td></tr>
			<tr><td><a href='http://mektuplarim.azbuz.com/photoContestView.jsp?aId=16000000000252399'>
			<img src='http://s.azbuz.com//uploads/p/25/2/399/252399/1141941_s.jpg' alt='' border='0' /></a></td></tr>
		</table>]]> </description>
		<pubDate>14 Feb 2007 14:46:11 GMT</pubDate>
		<guid>http://mektuplarim.azbuz.com/photoContestView.jsp?aId=16000000000252399</guid>
	</item>
	
	<item>
	  <dc:creator>yasemin01</dc:creator>
		<title>hayat (Fotoğraf Albümü)</title>
		<category>Fotograf Albumu</category>
		<link>http://mektuplarim.azbuz.com/photoContestView.jsp?aId=16000000000013002</link>
		<description><![CDATA[
		<img src="http://www.azbuz.com/images/rssblank.gif" alt="" border="0"/>
		<table>
			<tr><td>"hayat" başlıklı fotoğraf albümü yaratılmıştır</td></tr>
			<tr><td><a href='http://mektuplarim.azbuz.com/photoContestView.jsp?aId=16000000000013002'>
			<img src='http://s.azbuz.com//uploads/photos/13002/1041214_s.jpg' alt='' border='0' /></a></td></tr>
		</table>]]> </description>
		<pubDate>16 Aug 2006 12:43:00 GMT</pubDate>
		<guid>http://mektuplarim.azbuz.com/photoContestView.jsp?aId=16000000000013002</guid>
	</item>
	
	<item>
	  <dc:creator>yasinyilmaz (yasin yılmaz)</dc:creator>
		<title>ba&#351;bakan (Fotoğraf Albümü)</title>
		<category>Fotograf Albumu</category>
		<link>http://mektuplarim.azbuz.com/photoContestView.jsp?aId=16000000000212045</link>
		<description><![CDATA[
		<img src="http://www.azbuz.com/images/rssblank.gif" alt="" border="0"/>
		<table>
			<tr><td>"başbakan" başlıklı fotoğraf albümü yaratılmıştır</td></tr>
			<tr><td><a href='http://mektuplarim.azbuz.com/photoContestView.jsp?aId=16000000000212045'>
			<img src='http://s.azbuz.com//uploads/p/21/2/45/212045/899210_s.jpg' alt='' border='0' /></a></td></tr>
		</table>]]> </description>
		<pubDate>24 Jan 2007 15:49:18 GMT</pubDate>
		<guid>http://mektuplarim.azbuz.com/photoContestView.jsp?aId=16000000000212045</guid>
	</item>
	
	<item>
	  <dc:creator>yasinyilmaz (yasin yılmaz)</dc:creator>
		<title>&#199;&#304;NDE EV HAL&#304; (Fotoğraf Albümü)</title>
		<category>Fotograf Albumu</category>
		<link>http://mektuplarim.azbuz.com/photoContestView.jsp?aId=16000000000200360</link>
		<description><![CDATA[
		<img src="http://www.azbuz.com/images/rssblank.gif" alt="" border="0"/>
		<table>
			<tr><td>"ÇİNDE EV HALİ" başlıklı fotoğraf albümü yaratılmıştır</td></tr>
			<tr><td><a href='http://mektuplarim.azbuz.com/photoContestView.jsp?aId=16000000000200360'>
			<img src='http://s.azbuz.com//uploads/p/20/0/360/200360/829641_s.jpg' alt='' border='0' /></a></td></tr>
		</table>]]> </description>
		<pubDate>17 Jan 2007 11:44:14 GMT</pubDate>
		<guid>http://mektuplarim.azbuz.com/photoContestView.jsp?aId=16000000000200360</guid>
	</item>
	
	<item>
	  <dc:creator>yaseminy</dc:creator>
		<title>en b&#252;y&#252;k be&#351;ikta&#351; (Fotoğraf Albümü)</title>
		<category>Fotograf Albumu</category>
		<link>http://mektuplarim.azbuz.com/photoContestView.jsp?aId=16000000000049192</link>
		<description><![CDATA[
		<img src="http://www.azbuz.com/images/rssblank.gif" alt="" border="0"/>
		<table>
			<tr><td>"en büyük beşiktaş" başlıklı fotoğraf albümü yaratılmıştır</td></tr>
			<tr><td><a href='http://mektuplarim.azbuz.com/photoContestView.jsp?aId=16000000000049192'>
			<img src='http://s.azbuz.com//uploads/p/4/9/192/49192/731572_s.jpg' alt='' border='0' /></a></td></tr>
		</table>]]> </description>
		<pubDate>25 Sep 2006 10:58:12 GMT</pubDate>
		<guid>http://mektuplarim.azbuz.com/photoContestView.jsp?aId=16000000000049192</guid>
	</item>
	
	<item>
	  <dc:creator>yasinyilmaz (yasin yılmaz)</dc:creator>
		<title>Yasin e&#287;itimde.. (Fotoğraf Albümü)</title>
		<category>Fotograf Albumu</category>
		<link>http://mektuplarim.azbuz.com/photoContestView.jsp?aId=16000000000171497</link>
		<description><![CDATA[
		<img src="http://www.azbuz.com/images/rssblank.gif" alt="" border="0"/>
		<table>
			<tr><td>"Yasin eğitimde.." başlıklı fotoğraf albümü yaratılmıştır</td></tr>
			<tr><td><a href='http://mektuplarim.azbuz.com/photoContestView.jsp?aId=16000000000171497'>
			<img src='http://s.azbuz.com//uploads/p/17/1/497/171497/632190_s.jpg' alt='' border='0' /></a></td></tr>
		</table>]]> </description>
		<pubDate>21 Dec 2006 10:55:48 GMT</pubDate>
		<guid>http://mektuplarim.azbuz.com/photoContestView.jsp?aId=16000000000171497</guid>
	</item>
	
	<item>
	  <dc:creator>yasinyilmaz (yasin yılmaz)</dc:creator>
		<title>Yasin e&#287;itimde... (Fotoğraf Albümü)</title>
		<category>Fotograf Albumu</category>
		<link>http://mektuplarim.azbuz.com/photoContestView.jsp?aId=16000000000171494</link>
		<description><![CDATA[
		<img src="http://www.azbuz.com/images/rssblank.gif" alt="" border="0"/>
		<table>
			<tr><td>"Yasin_egitimde..." başlıklı fotoğraf albümü yaratılmıştır</td></tr>
			
		</table>]]> </description>
		<pubDate>21 Dec 2006 10:55:01 GMT</pubDate>
		<guid>http://mektuplarim.azbuz.com/photoContestView.jsp?aId=16000000000171494</guid>
	</item>
	
</channel></rss>